#sembolizm Instagram Photos & Videos

sembolizm - 3.6k posts

Advertisements

Advertisements

Advertisements

    Sözlükte “bakmak, görmek; düşünmek” anlamındaki nazar kelimesi Türkçe’de “beğenilen bir şeye kıskançlıkla bakmak ve zarar verecek şekilde onu etkilemek” mânasında nazar etmek (göz değmek), Arapça’da ise nazra (isâbetü’l-ayn) şeklinde kullanılır. Nazar kavramı, daha çok kıskançlık duygusunun eşlik ettiği zarar verici etkiye sahip göz ve bakışla ilişkilendirilse de herhangi bir canlı yahut objeye yönelik hayranlık ve övgü sözleri de etkisi açısından nazar kapsamında görülmüştür. Eski Sumer, Bâbil, Mısır, Grek ve Roma kültürlerinin yanı sıra Sâmî, Pers, Hint ve çeşitli Avrupa kavimlerini kapsayan geniş bir coğrafya üzerinde hem geçmişte hem günümüzde yer alan bu inanışın başlangıcı tam olarak bilinmemekle beraber milâttan önce 4000 yılına kadar gittiği kabul edilir. Ortadoğu, Akdeniz ve Hint-Avrupa bölgelerindeki yaygınlığına rağmen nazar inancının Uzakdoğu, Güney Afrika, Avustralya ve Amerika’nın yerli toplumlarınca bilinmediği ve buralara girişinin geç tarihlerde Avrupa kanalıyla gerçekleştiği ileri sürülmüştür. Bu konuda en kapsamlı çalışmayı yapmış olan Alan Dundes, coğrafî açılımından hareketle nazarın Mezopotamya kökenli bir inanış olduğuna ve su-hayat, kuraklık-ölüm ilişkisi çerçevesine giren bir telakkiye dayandığına işaret eder. Buna göre nazarın en açık etkisi hayat kaynağı olan sıvıyı yok etmek, bedeni veya ruhu kurutmak şeklinde ortaya çıkmaktadır. Meselâ nazara uğrayan bir annenin veya dişi hayvanın sütünün kesilmesi, çocukların hastalanıp ölmesi, ekinlerin ve ağaçların kuruması bu inanca bağlanmıştır. Sıvının koruyucu etkisine yönelik inanç, nazara karşı uygulanan tükürme fiilinin yanı sıra su veya yağla yapılan vaftiz ve mesh işlemlerinde de görülmektedir (Dundes, s. 259, 266-267, 273-277). Su-hayat metaforuna paralel biçimde nazarın işleyişinde etkili olan diğer bir unsur da ondan daha evrensel karaktere sahip bulunan kıskançlık duygusu ve buna yönelik korkudur. Zihnin ve ruhun dünyaya açılan penceresi olarak görülen gözün salt kötü etkiye sahip bulunduğu şeklindeki kadîm inanıştan hareketle söz konusu eski toplumlarda kıskançlığın zarar verici etkisinin göz vasıtasıyla gerçekleştiği kabul edilmiştir. Buna göre güzel bir şeyi görünce oluşan haset

    Sözlükte “bakmak, görmek; düşünmek” anlamındaki nazar kelimesi Türkçe’de “beğenilen bir şeye kıskançlıkla bakmak ve zarar verecek şekilde onu etkilemek” mânasında nazar etmek (göz değmek), Arapça’da ise nazra (isâbetü’l-ayn) şeklinde kullanılır. Nazar kavramı, daha çok kıskançlık duygusunun eşlik ettiği zarar verici etkiye sahip göz ve bakışla ilişkilendirilse de herhangi bir canlı yahut objeye yönelik hayranlık ve övgü sözleri de etkisi açısından nazar kapsamında görülmüştür. Eski Sumer, Bâbil, Mısır, Grek ve Roma kültürlerinin yanı sıra Sâmî, Pers, Hint ve çeşitli Avrupa kavimlerini kapsayan geniş bir coğrafya üzerinde hem geçmişte hem günümüzde yer alan bu inanışın başlangıcı tam olarak bilinmemekle beraber milâttan önce 4000 yılına kadar gittiği kabul edilir. Ortadoğu, Akdeniz ve Hint-Avrupa bölgelerindeki yaygınlığına rağmen nazar inancının Uzakdoğu, Güney Afrika, Avustralya ve Amerika’nın yerli toplumlarınca bilinmediği ve buralara girişinin geç tarihlerde Avrupa kanalıyla gerçekleştiği ileri sürülmüştür. Bu konuda en kapsamlı çalışmayı yapmış olan Alan Dundes, coğrafî açılımından hareketle nazarın Mezopotamya kökenli bir inanış olduğuna ve su-hayat, kuraklık-ölüm ilişkisi çerçevesine giren bir telakkiye dayandığına işaret eder. Buna göre nazarın en açık etkisi hayat kaynağı olan sıvıyı yok etmek, bedeni veya ruhu kurutmak şeklinde ortaya çıkmaktadır. Meselâ nazara uğrayan bir annenin veya dişi hayvanın sütünün kesilmesi, çocukların hastalanıp ölmesi, ekinlerin ve ağaçların kuruması bu inanca bağlanmıştır. Sıvının koruyucu etkisine yönelik inanç, nazara karşı uygulanan tükürme fiilinin yanı sıra su veya yağla yapılan vaftiz ve mesh işlemlerinde de görülmektedir (Dundes, s. 259, 266-267, 273-277). Su-hayat metaforuna paralel biçimde nazarın işleyişinde etkili olan diğer bir unsur da ondan daha evrensel karaktere sahip bulunan kıskançlık duygusu ve buna yönelik korkudur. Zihnin ve ruhun dünyaya açılan penceresi olarak görülen gözün salt kötü etkiye sahip bulunduğu şeklindeki kadîm inanıştan hareketle söz konusu eski toplumlarda kıskançlığın zarar verici etkisinin göz vasıtasıyla gerçekleştiği kabul edilmiştir. Buna göre güzel bir şeyi görünce oluşan haset

    111 14 25 June, 2019
    ENNEAD
Dokuz ilkesini simgeleyen ennead'i birçok ţekilde çizmek mümkündür. Nonogram dokuz köşeli bir yıldızdır ve onu tek bir çizgi ilke çizmek mümkün olduğu kadar, üç üçgenden oluşmuş şekli de vardır. Heksagramda görülen iki üçgen iki zıt unsuru gösterir, oysa üç üçgende ahenk sağlayan üçüncü bir üçgen bulunmaktadır. Pythagoras'un kullandığı bir sembol da birbirinden büyük üç iç içe üçgendir. Ayrıca, üç üçgenden oluşmuş çeşitli semboller de mevcuttur.

Ennead dokuz sayısının sembolüdür. İlk tek sayının karesi (3 x 3) olması dışında birçok ilginç matematik özellikleri vardır. Herhangi bir sayı ile çarpıldığında çıkan sayının birim sayılarının toplamı yeni dokuz verir. Kabala'da dokuzuncu sefira'ya ay tekabül eder.

Gurdjieff sisteminin kilit sembolü bir dairenin içerisinde dokuz köşeli bir şekilden oluşan enegramı, son zamanlarda pek çok alternatif spekülasyonlara yol açtığı çinaşağıda gösterilmektedir:

Gudjieff enegramı şöyle izah etmektedir: "Çizgilerle birbirine bağlı dokuz parçaya bölünmüş bir daire şeklindeki sembol, yedi yasası ile üç yasasının birleşimini belirtmektedir. "Oktav, yedi tona sahiptir ve sekizincisi birincinin tekrarıdır. mi-fa ile si-do arasındaki `aralıkları'nı dolduran iki `ilave şokla' beraber dokuz eleman vardır" "Daire dokuz eşit parçaya bölünmüştür. Altı nokta, dairenin en üstündeki nokta ile kesişen çapa göre simetrik bir şekli oluşturun çizgilerle bağlanmıştır. Ayrıca, en üstteki nokta, bu esas karmaşık şeklinin oluşmasına katkıda bulunmayan noktaları bağlayan bir eşkenar üçgenin tepe noktasıdır. "Dairenin içindeki karmaşık şekle gelince, onun kurulmasını içeren yasaları anlamamız gerekir. Bütün olaylarda birlik yasası yansır. Ondalık sistemi aynı yasalar bazında kurulmuştur. Tek bir birimi içinde bütün bir oktavı içeren tek ses olarak ele alırsak, oktavın yedi tonuna ulaşmak için bu birimi eşit olmayan yedi parçaya bölmemiz gerekir. Ancak grafik çizimde parçaların eşitsizliği hesaba alınmamaktadır ve şeklin kurulması için önceden yedide birlik parça, sonra yedide ikilik parça, yedide üçlük parça, yedide dörtlük parça, yedide beşlik parça, yedide altılık parça ve yedide yedilik parça alınır. Ondalık olarak bu parçaları hesapladı

    ENNEAD
    Dokuz ilkesini simgeleyen ennead'i birçok ţekilde çizmek mümkündür. Nonogram dokuz köşeli bir yıldızdır ve onu tek bir çizgi ilke çizmek mümkün olduğu kadar, üç üçgenden oluşmuş şekli de vardır. Heksagramda görülen iki üçgen iki zıt unsuru gösterir, oysa üç üçgende ahenk sağlayan üçüncü bir üçgen bulunmaktadır. Pythagoras'un kullandığı bir sembol da birbirinden büyük üç iç içe üçgendir. Ayrıca, üç üçgenden oluşmuş çeşitli semboller de mevcuttur.

    Ennead dokuz sayısının sembolüdür. İlk tek sayının karesi (3 x 3) olması dışında birçok ilginç matematik özellikleri vardır. Herhangi bir sayı ile çarpıldığında çıkan sayının birim sayılarının toplamı yeni dokuz verir. Kabala'da dokuzuncu sefira'ya ay tekabül eder.

    Gurdjieff sisteminin kilit sembolü bir dairenin içerisinde dokuz köşeli bir şekilden oluşan enegramı, son zamanlarda pek çok alternatif spekülasyonlara yol açtığı çinaşağıda gösterilmektedir:

    Gudjieff enegramı şöyle izah etmektedir: "Çizgilerle birbirine bağlı dokuz parçaya bölünmüş bir daire şeklindeki sembol, yedi yasası ile üç yasasının birleşimini belirtmektedir. "Oktav, yedi tona sahiptir ve sekizincisi birincinin tekrarıdır. mi-fa ile si-do arasındaki `aralıkları'nı dolduran iki `ilave şokla' beraber dokuz eleman vardır" "Daire dokuz eşit parçaya bölünmüştür. Altı nokta, dairenin en üstündeki nokta ile kesişen çapa göre simetrik bir şekli oluşturun çizgilerle bağlanmıştır. Ayrıca, en üstteki nokta, bu esas karmaşık şeklinin oluşmasına katkıda bulunmayan noktaları bağlayan bir eşkenar üçgenin tepe noktasıdır. "Dairenin içindeki karmaşık şekle gelince, onun kurulmasını içeren yasaları anlamamız gerekir. Bütün olaylarda birlik yasası yansır. Ondalık sistemi aynı yasalar bazında kurulmuştur. Tek bir birimi içinde bütün bir oktavı içeren tek ses olarak ele alırsak, oktavın yedi tonuna ulaşmak için bu birimi eşit olmayan yedi parçaya bölmemiz gerekir. Ancak grafik çizimde parçaların eşitsizliği hesaba alınmamaktadır ve şeklin kurulması için önceden yedide birlik parça, sonra yedide ikilik parça, yedide üçlük parça, yedide dörtlük parça, yedide beşlik parça, yedide altılık parça ve yedide yedilik parça alınır. Ondalık olarak bu parçaları hesapladı

    23 1 25 June, 2019
    PHYTHAGORAS TEOREMİ : a² + b² = c²

Sembolik olarak bu teorem iki zıt unsurunun karşılıklı iletişimlerinin oluşturduğu üçüncü unsuru açıklar. Örneğin, kıyas yolu ile a'yı bir ana, ve b'yi bir baba olarak kabul edersek, c onların çocuğudur (harfleri ne kadar da uyuştu). Biyolojik açıdan çocuk hem annenin hem babanın genetik yapılarının bir sentezidir. Manevi açıdan ise, ikisinin etkisi ile şahsiyetini oluşturur.

Hint felsefesinde, Trimurti üç yüzlü Tanrı anlamına gelir. Bunlar yaratıcı Brahma, koruyucu Vişnu ve yok edici Şiva'dır. Hepsi aslında tek bir tanrının, Nirguna Brahma veya Parabrahma'nın tezahüratlarıdır. Brahma olarak evreni ve insanı yaratır, Vişnu olarak hükmeder ve zamanı gelince Şiva olarak evreni yok eder. Hindu'ların "Aum" mantrasında "A" Brahma'yı, "U" Vişnu'yu ve "M" Şiva'yı simgeler. Bu mantranın bütün seslerin anası olduğu, evrenin ondan tecelli ettiği inanılır. Eski Mısırlılar'ın "Amon", İbraniler'in "Amen", Müslümanlar'ın "Amin" sözcükleri Aum mantrasının karşılıkları olduğu inanılır.

Geçmiş, gelecek ve şimdideki zaman bir üçlü oluşturur. Bunlar nesnel alemde tamamen ayrıdır, ama birbirine iç içe bağlıdırlar. Şimdeki zaman, geçmişin bir neticesidir, gelecek bu anın fiilleri ile şekillenecektir. Bu üç zaman birimi ancak ilahi bir planda birleşirler. Orada zaman ve mekanın bir olduğu bir sonsuzluk boyutu olduğundan, zaman yoktur da denilebilir.

Nichomachus'a göre Triad Satürn'ün, Zühal'in sembolüdür. Çünkü Satürn Grekçe'de "Kronos" dur ve zamanı simgeler (kronometre'nin kökü). Zamanın üçlü mahiyetini de yukarda anlatıldı. Kabalalistik Hayat Ağacının üçüncü Sefira'sının (Binah) gezegeni Şabatay'dır, o da Satürn anlamına gelir. Antik kozmolojinin 9 felekli göğü yukarıdan aşağı sayıldığında üçüncü feleği Satürn hükmeder.

Hint felsefesinde ayrıca tabiat güçleri, başka bir deyişle Prakiti'nin unsurları üç tanedir ve bunlar bütün nesnel olaylarda görülmektedir. Triguna olarak adlandırılan bu güçlerin birincisi Tejas Gunadır. Tejas Guna hareketli ve aktiftir, ateş prensibini içerir. Tamas Guna ise statik, hareketsiz ve pasiftir. Üçüncü prensip ise aydınlık ve dengeyi simgeleyen Satva Guna'dır.

Mistisizmde ilahi üçlü ilahi aşk, ilahi kudret ve il

    PHYTHAGORAS TEOREMİ : a² + b² = c²

    Sembolik olarak bu teorem iki zıt unsurunun karşılıklı iletişimlerinin oluşturduğu üçüncü unsuru açıklar. Örneğin, kıyas yolu ile a'yı bir ana, ve b'yi bir baba olarak kabul edersek, c onların çocuğudur (harfleri ne kadar da uyuştu). Biyolojik açıdan çocuk hem annenin hem babanın genetik yapılarının bir sentezidir. Manevi açıdan ise, ikisinin etkisi ile şahsiyetini oluşturur.

    Hint felsefesinde, Trimurti üç yüzlü Tanrı anlamına gelir. Bunlar yaratıcı Brahma, koruyucu Vişnu ve yok edici Şiva'dır. Hepsi aslında tek bir tanrının, Nirguna Brahma veya Parabrahma'nın tezahüratlarıdır. Brahma olarak evreni ve insanı yaratır, Vişnu olarak hükmeder ve zamanı gelince Şiva olarak evreni yok eder. Hindu'ların "Aum" mantrasında "A" Brahma'yı, "U" Vişnu'yu ve "M" Şiva'yı simgeler. Bu mantranın bütün seslerin anası olduğu, evrenin ondan tecelli ettiği inanılır. Eski Mısırlılar'ın "Amon", İbraniler'in "Amen", Müslümanlar'ın "Amin" sözcükleri Aum mantrasının karşılıkları olduğu inanılır.

    Geçmiş, gelecek ve şimdideki zaman bir üçlü oluşturur. Bunlar nesnel alemde tamamen ayrıdır, ama birbirine iç içe bağlıdırlar. Şimdeki zaman, geçmişin bir neticesidir, gelecek bu anın fiilleri ile şekillenecektir. Bu üç zaman birimi ancak ilahi bir planda birleşirler. Orada zaman ve mekanın bir olduğu bir sonsuzluk boyutu olduğundan, zaman yoktur da denilebilir.

    Nichomachus'a göre Triad Satürn'ün, Zühal'in sembolüdür. Çünkü Satürn Grekçe'de "Kronos" dur ve zamanı simgeler (kronometre'nin kökü). Zamanın üçlü mahiyetini de yukarda anlatıldı. Kabalalistik Hayat Ağacının üçüncü Sefira'sının (Binah) gezegeni Şabatay'dır, o da Satürn anlamına gelir. Antik kozmolojinin 9 felekli göğü yukarıdan aşağı sayıldığında üçüncü feleği Satürn hükmeder.

    Hint felsefesinde ayrıca tabiat güçleri, başka bir deyişle Prakiti'nin unsurları üç tanedir ve bunlar bütün nesnel olaylarda görülmektedir. Triguna olarak adlandırılan bu güçlerin birincisi Tejas Gunadır. Tejas Guna hareketli ve aktiftir, ateş prensibini içerir. Tamas Guna ise statik, hareketsiz ve pasiftir. Üçüncü prensip ise aydınlık ve dengeyi simgeleyen Satva Guna'dır.

    Mistisizmde ilahi üçlü ilahi aşk, ilahi kudret ve il

    87 2 25 June, 2019
    İster en sevdiğiniz hayvan, ister erk hayvanınız, ister tuttuğunuz takım olsun, Kartal’ ın sembolizmi ile bir noktada yakınlaşıyor, ondan güç alıyorsunuz denektir. Sembolik olarak 🦅  Resmin bütününü yani büyük resmî görür.
🦅 Hızlı, güçlü, zekidir.
🦅 Maddenin ötesindeki mana alemini görebilmedir.
🦅 Kuvvetli ve dengelidir.
🦅 Kutsal bir haberci, şifasıdır. Tüyü en kutsal şifalanma aracı olarak kullanılır. 🦅 Kelt’ liler kartala “güneşin gözü” derler.
Sembolizm ne işe yarar?
Aşikar olanı gizler. Bilgiye çabalayanın ulaşması için bir araçtır. O halde Kartal sembolizmini kullanarak çözüm bulamadığınız sorunlarınız üzerinde çalışabilirsiniz. #sembol #çözüm #kartal #atlasyasam #sembolizm #kelt #erk #şaman #kültür #kutsal #denge #ruhsal #ruhsalyolculuk #erkhayvanı #favori #yüksek #kanat #özgür #göz #bakış #perspektif #🦅

    İster en sevdiğiniz hayvan, ister erk hayvanınız, ister tuttuğunuz takım olsun, Kartal’ ın sembolizmi ile bir noktada yakınlaşıyor, ondan güç alıyorsunuz denektir. Sembolik olarak 🦅 Resmin bütününü yani büyük resmî görür.
    🦅 Hızlı, güçlü, zekidir.
    🦅 Maddenin ötesindeki mana alemini görebilmedir.
    🦅 Kuvvetli ve dengelidir.
    🦅 Kutsal bir haberci, şifasıdır. Tüyü en kutsal şifalanma aracı olarak kullanılır. 🦅 Kelt’ liler kartala “güneşin gözü” derler.
    Sembolizm ne işe yarar?
    Aşikar olanı gizler. Bilgiye çabalayanın ulaşması için bir araçtır. O halde Kartal sembolizmini kullanarak çözüm bulamadığınız sorunlarınız üzerinde çalışabilirsiniz. #sembol #çözüm #kartal #atlasyasam #sembolizm #kelt #erk #şaman #kültür #kutsal #denge #ruhsal #ruhsalyolculuk #erkhayvanı #favori #yüksek #kanat #özgür #göz #bakış #perspektif #🦅

    44 2 25 June, 2019
    Satürn ve Gizli Ateş 
Aşağıda verilen bir dizi çalışmalar, konu itibarıyla Satürn, diğer gezegenlere ilişkisi ve ayrıca Yaratılışı oluşturan küre bağlamındadır. Bu çalışma daha önceki Ateş Üçgeniyle direkt olarak ilgilidir. Hayat Ağacına konulduğunda, Heksagram Yetzirah ve Briah küreleri bir araya getirir ve Daat'ta konuklanan Satürn Atzilut'a yol verir. 
Ateş Üçgeni tepesi Satürn ve tabanındaki iki köşesi, Merkür ve Venüs'tür, ortada Güneş vardır. Bu gezegenlerin özellikleri ve bu şemada gözüken aralarındaki ilişki üzerinde tefekkür ettiğimizde görürüz ki, Satürn bizi enerji-madde-şuur sürecine erişim sağlayan gizli küredir.  Kendiniz Ateş Üçgenin ortasında hayal ediniz. Yukarıda Satürn'ün astrolojik simgesini veya tanrı formunu imgeleyiniz alt sağ köşede Merkür ve alt sol kösede Venüs küreleri vardır. Onları canlı olarak ve ince bir ateş, ışık ve aşk şeridi onları birbirine bağladığını hayal et. 
Unutma ki, Satürn çoğu zaman maddeyi simgeler ve Venüs'ün sembolünün içe katlanmış şekli Antimuan'ın ve aynı zamanda  dünyanın sembolüdür. Bu meditasyonu bir kaç hafta sürdürünüz veya haftada bir birkaç ay süreyle sürdürünüz. 15 - 20 dakika yeterlidir.

    Satürn ve Gizli Ateş
    Aşağıda verilen bir dizi çalışmalar, konu itibarıyla Satürn, diğer gezegenlere ilişkisi ve ayrıca Yaratılışı oluşturan küre bağlamındadır. Bu çalışma daha önceki Ateş Üçgeniyle direkt olarak ilgilidir. Hayat Ağacına konulduğunda, Heksagram Yetzirah ve Briah küreleri bir araya getirir ve Daat'ta konuklanan Satürn Atzilut'a yol verir.
    Ateş Üçgeni tepesi Satürn ve tabanındaki iki köşesi, Merkür ve Venüs'tür, ortada Güneş vardır. Bu gezegenlerin özellikleri ve bu şemada gözüken aralarındaki ilişki üzerinde tefekkür ettiğimizde görürüz ki, Satürn bizi enerji-madde-şuur sürecine erişim sağlayan gizli küredir. Kendiniz Ateş Üçgenin ortasında hayal ediniz. Yukarıda Satürn'ün astrolojik simgesini veya tanrı formunu imgeleyiniz alt sağ köşede Merkür ve alt sol kösede Venüs küreleri vardır. Onları canlı olarak ve ince bir ateş, ışık ve aşk şeridi onları birbirine bağladığını hayal et.
    Unutma ki, Satürn çoğu zaman maddeyi simgeler ve Venüs'ün sembolünün içe katlanmış şekli Antimuan'ın ve aynı zamanda dünyanın sembolüdür. Bu meditasyonu bir kaç hafta sürdürünüz veya haftada bir birkaç ay süreyle sürdürünüz. 15 - 20 dakika yeterlidir.

    51 5 25 June, 2019
    KOZMIK ATEŞ ÜÇGENI "Başarılı üstat, Büyük Çalışmanın malzeme bilgisiyle donanmış olmalı; ayrıca inanç, sessizlik, kalp saflığı ve dua şevkiyle dolu olmalıdır. Tepesinde Felsefi Civanın hiyeroglifi bulunan kapıdan geçtikten sonra Büyük Çalışma'nın esas operasyonlarını - kalsinleme, çözündürme, arındırma, Hermes'in kapalı şişesine koyma, şişeyi Athanor'a (fırın) aktarma, pıhtılaşmak, çürüme, kapatma, çoğaltma ve projeksiyon; ve Felsefe taşı Petra Philosophalis'e ulaştığında bile onun görkemli bir ejderhanın rehinde olduğunu

Simya yazmalarında Satürn, Cıvaya ilintilidir ve onunla aynı belirsiz cinsiyet veya adrojenliğe sahip olup ‘Mercurius senex’ adını alır.

Tifaret'te geometrik sembol su ve ateşin içi içe üçgenleri veya Davud Yıldızıdır. Hayat Ağacının gezegensel Sefirot(lar)'a (Satürn'i  boyundaki Daat'a kaydırıp) bağlanmak için bu yıldızı genişlettiğimizde (ucu aşağı bakan) Su Üçgeni Mars, Jüpiter ve Ay kürelerini birleştirir. Ateş Üçgeni Satürn, Venüs ve Merkürü birleştirir.

Orobouros kendisini kısıtlayan (Satürn) kozmik enerji olduğu gibi, Venüs de bir prizmanın güneşin ışığını böldüğü gibi kendisini yaşamda (bitkisel özelliği) çoğaltan yaratıcı güçtür. Merkür birçok açıdan aynen Satürn gibi androjendir (çift cinsiyetli) ve yaratılışın ateşini kontrol edip Felsefe Taşının yaratılışında yönlendirir. Merkür Kadüs veya iki yılanın dolandığı kanatlı asayı tutar. Kanatlar yüceltmeyi ve yılanlar yaratılışın temel güçlerini simgeler. genelde yedi olarak gösterilen birbirlerini kesiştiği noktalarda renk tayfın renklerini ve beyazı (Venüs) gösteren psişik merkezler vardır. Şemanın ortasında irtibat kurmaya umabileceğimiz yaratılışı birleştiren, canlandıran ve ahenkleştiren kozmik yaratıcı güç güneş vardır. O merkezidir ve bütün diğer gezegenler, psişik merkezler veya Kozmik enerji türlerini denetler ve kontrol eder.

Güneşin ateşiyle irtibat kurmakla, diğer psişik merkezlerinin ateşlerini (Venüs aracılıyla) açabiliriz ve Satürn'ün kısıtlayıcı ve aydınlatıcı enerjisini Aklı veya Merkür güçleriyle daha kolay yönetebiliriz.

Özellikle Venüs ve Merkür olmak üzere, gezegenlerin bu çok yönlü özelliklerini

    KOZMIK ATEŞ ÜÇGENI "Başarılı üstat, Büyük Çalışmanın malzeme bilgisiyle donanmış olmalı; ayrıca inanç, sessizlik, kalp saflığı ve dua şevkiyle dolu olmalıdır. Tepesinde Felsefi Civanın hiyeroglifi bulunan kapıdan geçtikten sonra Büyük Çalışma'nın esas operasyonlarını - kalsinleme, çözündürme, arındırma, Hermes'in kapalı şişesine koyma, şişeyi Athanor'a (fırın) aktarma, pıhtılaşmak, çürüme, kapatma, çoğaltma ve projeksiyon; ve Felsefe taşı Petra Philosophalis'e ulaştığında bile onun görkemli bir ejderhanın rehinde olduğunu

    Simya yazmalarında Satürn, Cıvaya ilintilidir ve onunla aynı belirsiz cinsiyet veya adrojenliğe sahip olup ‘Mercurius senex’ adını alır.

    Tifaret'te geometrik sembol su ve ateşin içi içe üçgenleri veya Davud Yıldızıdır. Hayat Ağacının gezegensel Sefirot(lar)'a (Satürn'i boyundaki Daat'a kaydırıp) bağlanmak için bu yıldızı genişlettiğimizde (ucu aşağı bakan) Su Üçgeni Mars, Jüpiter ve Ay kürelerini birleştirir. Ateş Üçgeni Satürn, Venüs ve Merkürü birleştirir.

    Orobouros kendisini kısıtlayan (Satürn) kozmik enerji olduğu gibi, Venüs de bir prizmanın güneşin ışığını böldüğü gibi kendisini yaşamda (bitkisel özelliği) çoğaltan yaratıcı güçtür. Merkür birçok açıdan aynen Satürn gibi androjendir (çift cinsiyetli) ve yaratılışın ateşini kontrol edip Felsefe Taşının yaratılışında yönlendirir. Merkür Kadüs veya iki yılanın dolandığı kanatlı asayı tutar. Kanatlar yüceltmeyi ve yılanlar yaratılışın temel güçlerini simgeler. genelde yedi olarak gösterilen birbirlerini kesiştiği noktalarda renk tayfın renklerini ve beyazı (Venüs) gösteren psişik merkezler vardır. Şemanın ortasında irtibat kurmaya umabileceğimiz yaratılışı birleştiren, canlandıran ve ahenkleştiren kozmik yaratıcı güç güneş vardır. O merkezidir ve bütün diğer gezegenler, psişik merkezler veya Kozmik enerji türlerini denetler ve kontrol eder.

    Güneşin ateşiyle irtibat kurmakla, diğer psişik merkezlerinin ateşlerini (Venüs aracılıyla) açabiliriz ve Satürn'ün kısıtlayıcı ve aydınlatıcı enerjisini Aklı veya Merkür güçleriyle daha kolay yönetebiliriz.

    Özellikle Venüs ve Merkür olmak üzere, gezegenlerin bu çok yönlü özelliklerini

    48 9 25 June, 2019
    TUZ, SATÜRN, CINSEL VECIT VE RUHSAL SAADET "Kalbin etrafında dolanmış yılan Adımdır!" Keldani kehanetler 
Tuz bilgelik ve öğrenim sembollüdür ve kuyruğunu ısıran, sınırlılık sembolü Büyük Yılan Ouroboros ile ilgilidir. Bu bağlamda dünyayla yakın bir ilişkisi olduğu gibi aynı zamanda bütün maddi yaratılışla ve hiçlik veya Sonsuzluğun sınırında olan şeylerle de ilgilidir. Bir 15. asır elyazmasında yılan iki renkten oluşmuştur, kırmızı ve yeşil. Kırmızı dışta ve yeşil içtedir. Yeşil, Doğanın ve Venüs'ün sembolü Çalışmanın başlangıcıdır. Kırmızı, Felsefe Taşın ve Marsın rengi Çalışmanın sonudur. “Sapiens dominabitur astris” (Bilgeli olanlar yıldızlara hakim olacaktır). İçimizdeki astrolojik dengesizlikleri düzelttikçe (psişik merkezler veya çakralar), dışımızdaki astrolojik şartların bize karşı daha az negatif etkileri olur. "Yıldız" güçleri üzerinde hakimiyet kurarız ve "istediğimiz zaman mabedimizde güneşin parlamasını sağlayabiliriz". 17. yüzyılda Jakob Boehme'nin öğrencisi Gichtel kozmik spiral veya "Doğa Tekerliği" insan bedenine koydu. J.G Gichtel'in 1898 yılında yayınlanan Theosophica Practica'da Satürn taç, jüpiter alın, Mars boyun, etrafında yılan dolanmış Güneş de kalp, karaciğer venüs, Merkür dalak ve Ay cinsel organlardır. Dikkatimizi çeken yılanlı kalptir. Buraya ayrıca Ateş Elementini yerleştirir. 
Mısırlı inisiyelerine ayrıca skarab (bok böceği) denilirdi çünkü kendi yenilemelerinin yumurtalarını iterek yuvarlıyorlardı.

Dennings ve Philip'in Majikal Felsefe'nin 3. cildinde alın bölgesi Orta Sütun Çalışmasında (Bu eserde ona verilen ad "Kalelerin Uyarılması" (1. Formül) ve her merkezde imgelenen renkler değişmektedir. En sonunda da Kadüs'ün yükselen çift yılanı da verilmiştir. Alın Satürn'e addedilmiştir ve Yesod merkezini dengelediği ve Aurum Solis ve Altın Şafak Cemiyetlerinin verdiği diğer merkezlere güç kattığı da yazılmaktadır.

Simyasal olarak Tuz, Elemental Toprak ve Elemental Suyun (Assiah ve Yetzirah) birleşiminden meydana gelir, Gizli Ateş Tuz'da (maddi beden) "saklıdır" ve açığa çıkmak isteyen bilinçaltı, içgüdüsel güçleri simgeler. Bazen kontrolsüz ve zayıf bir şekilde açığa çıktığında "Cehennem Ateşi" de denilir, arındırıcı etkil

    TUZ, SATÜRN, CINSEL VECIT VE RUHSAL SAADET "Kalbin etrafında dolanmış yılan Adımdır!" Keldani kehanetler
    Tuz bilgelik ve öğrenim sembollüdür ve kuyruğunu ısıran, sınırlılık sembolü Büyük Yılan Ouroboros ile ilgilidir. Bu bağlamda dünyayla yakın bir ilişkisi olduğu gibi aynı zamanda bütün maddi yaratılışla ve hiçlik veya Sonsuzluğun sınırında olan şeylerle de ilgilidir. Bir 15. asır elyazmasında yılan iki renkten oluşmuştur, kırmızı ve yeşil. Kırmızı dışta ve yeşil içtedir. Yeşil, Doğanın ve Venüs'ün sembolü Çalışmanın başlangıcıdır. Kırmızı, Felsefe Taşın ve Marsın rengi Çalışmanın sonudur. “Sapiens dominabitur astris” (Bilgeli olanlar yıldızlara hakim olacaktır). İçimizdeki astrolojik dengesizlikleri düzelttikçe (psişik merkezler veya çakralar), dışımızdaki astrolojik şartların bize karşı daha az negatif etkileri olur. "Yıldız" güçleri üzerinde hakimiyet kurarız ve "istediğimiz zaman mabedimizde güneşin parlamasını sağlayabiliriz". 17. yüzyılda Jakob Boehme'nin öğrencisi Gichtel kozmik spiral veya "Doğa Tekerliği" insan bedenine koydu. J.G Gichtel'in 1898 yılında yayınlanan Theosophica Practica'da Satürn taç, jüpiter alın, Mars boyun, etrafında yılan dolanmış Güneş de kalp, karaciğer venüs, Merkür dalak ve Ay cinsel organlardır. Dikkatimizi çeken yılanlı kalptir. Buraya ayrıca Ateş Elementini yerleştirir.
    Mısırlı inisiyelerine ayrıca skarab (bok böceği) denilirdi çünkü kendi yenilemelerinin yumurtalarını iterek yuvarlıyorlardı.

    Dennings ve Philip'in Majikal Felsefe'nin 3. cildinde alın bölgesi Orta Sütun Çalışmasında (Bu eserde ona verilen ad "Kalelerin Uyarılması" (1. Formül) ve her merkezde imgelenen renkler değişmektedir. En sonunda da Kadüs'ün yükselen çift yılanı da verilmiştir. Alın Satürn'e addedilmiştir ve Yesod merkezini dengelediği ve Aurum Solis ve Altın Şafak Cemiyetlerinin verdiği diğer merkezlere güç kattığı da yazılmaktadır.

    Simyasal olarak Tuz, Elemental Toprak ve Elemental Suyun (Assiah ve Yetzirah) birleşiminden meydana gelir, Gizli Ateş Tuz'da (maddi beden) "saklıdır" ve açığa çıkmak isteyen bilinçaltı, içgüdüsel güçleri simgeler. Bazen kontrolsüz ve zayıf bir şekilde açığa çıktığında "Cehennem Ateşi" de denilir, arındırıcı etkil

    36 4 25 June, 2019

Advertisements

    #my #artwork * 
ELİF VE VAV .... Elif gibi #dogru ve #dik, vav gibi #mütevazı olmalı insan #hayat ta.... Vav #doğmak , Elif ise #yaşamak tır... #kültürel #sembolizm de, ikisinin #uyum unu  #asalet &sayginlik(mor), #tutku (kırmızı) saglamlik& #güven (bej) aktif& #üretken olma(sarı) #vicdan (gri) ve #duruluk (beyaz) temsili renkler üzerinde çalışmayı denedim 🙏💫 #aleph #vav #elif #abstract #modern #traditional #art #work  #canvas 🙏💫 (alphabet)  Aleph is the first letter of the #Hebrew and ottoman arabic alphabet and signifies the number one 1 Aleph indicates the Oneness and Unity of the Creator. 
Aleph represents the creation of something from nothing. It is the essential symbol of beginnings and ultimate reality that cannot be talked about, timeless, spaceless, and present everywhere. It is the One that cannot be divided, representing perfection beyond human comprehension &&& Vav represents the number #six #6 and represents the six days of the creation of the world, as well as the six physical dimensions  The Vav is also representative of embryo, prying posture namaz in islam,  bringing life, abundance, continuity, and addition. .#life is a harmony for a human to being vaw and becoming aleph..

    #my #artwork *
    ELİF VE VAV .... Elif gibi #dogru ve #dik , vav gibi #mütevazı olmalı insan #hayat ta.... Vav #doğmak , Elif ise #yaşamak tır... #kültürel #sembolizm de, ikisinin #uyum unu #asalet &sayginlik(mor), #tutku (kırmızı) saglamlik& #güven (bej) aktif& #üretken olma(sarı) #vicdan (gri) ve #duruluk (beyaz) temsili renkler üzerinde çalışmayı denedim 🙏💫 #aleph #vav #elif #abstract #modern #traditional #art #work #canvas 🙏💫 (alphabet) Aleph is the first letter of the #Hebrew and ottoman arabic alphabet and signifies the number one 1 Aleph indicates the Oneness and Unity of the Creator.
    Aleph represents the creation of something from nothing. It is the essential symbol of beginnings and ultimate reality that cannot be talked about, timeless, spaceless, and present everywhere. It is the One that cannot be divided, representing perfection beyond human comprehension &&& Vav represents the number #six #6 and represents the six days of the creation of the world, as well as the six physical dimensions The Vav is also representative of embryo, prying posture namaz in islam, bringing life, abundance, continuity, and addition. . #life is a harmony for a human to being vaw and becoming aleph..

    43 0 24 June, 2019
    Temmuz Ayı Boyunca Sürecek Yeni Çalışmamız Başlıyor.

SEMBOLLERİN DİLİ:

İçinde bulunduğumuz sistemde canlı, cansız diye nitelendirdiğimiz her şeyde bir sembol görmek mümkündür.

Semboller evrensel yasa, ilke, bilgi ve fikirleri açıklayan işaretlerdir. 
Kat kat bohçalar içinde günlük yaşantımızda, rüyalarımızda ya da farklı şuur hallerinde anlaşılmayı beklemektedirler. Çok eski uygarlıkların günümüzde yansımalarını, ezoterik işaretlerin açılımlarını, devin katmanlarını, bizimle incelemek isterseniz etkinliğimize bekliyoruz.

Etkinliğimiz Temmuz ayı içerisinde her Perşembe akşamı gerçekleştirilecektir.

Meditasyonlar ile birlikte keşif yolculuğuna çıkıp, sembollerden gelen ruhsal, zihinsel, bedensel veya dünyevi işaretlere anlam arayışı kazandırmaya çalışacağız. Böylece, kendimizi, yakınlarımızı, çevremizi, yaşadığımız dünyayı veya ruhsal yapımızı daha sağlıklı bir şekilde anlamlandırıp, irtibat kurmayı öğrenebilecek, herbiriyle bağlantımızı güçlendireceğiz.

Sevgiyle bekliyoruz.

1456 Sok. No:92 Yaşar Apt. Kat:4 D:7-8 Alsancak-İzmir
http://www.irad.org
www.facebook.com/irad1990/
www.instagram.com/iraddernek/

Lütfen Kayıt Yaptırınız.

Bilgi ve Kayıt İçin; 0536 320 49 62 – 0505 440 39 49

#irad #semboller #sembol #sembolizm #mesaj #ruhsal #ruhsallik #ruhsalozgurlesme #ezoterik #ezoterizm #evrensellik #evreninsonsuzlugu #evrenselyasalar #evrenselbilgi #insanlıktarihi #insaninyapisi #yenicalisma #yenibiryasam #sevgiyle

    Temmuz Ayı Boyunca Sürecek Yeni Çalışmamız Başlıyor.

    SEMBOLLERİN DİLİ:

    İçinde bulunduğumuz sistemde canlı, cansız diye nitelendirdiğimiz her şeyde bir sembol görmek mümkündür.

    Semboller evrensel yasa, ilke, bilgi ve fikirleri açıklayan işaretlerdir.
    Kat kat bohçalar içinde günlük yaşantımızda, rüyalarımızda ya da farklı şuur hallerinde anlaşılmayı beklemektedirler. Çok eski uygarlıkların günümüzde yansımalarını, ezoterik işaretlerin açılımlarını, devin katmanlarını, bizimle incelemek isterseniz etkinliğimize bekliyoruz.

    Etkinliğimiz Temmuz ayı içerisinde her Perşembe akşamı gerçekleştirilecektir.

    Meditasyonlar ile birlikte keşif yolculuğuna çıkıp, sembollerden gelen ruhsal, zihinsel, bedensel veya dünyevi işaretlere anlam arayışı kazandırmaya çalışacağız. Böylece, kendimizi, yakınlarımızı, çevremizi, yaşadığımız dünyayı veya ruhsal yapımızı daha sağlıklı bir şekilde anlamlandırıp, irtibat kurmayı öğrenebilecek, herbiriyle bağlantımızı güçlendireceğiz.

    Sevgiyle bekliyoruz.

    1456 Sok. No:92 Yaşar Apt. Kat:4 D:7-8 Alsancak-İzmir
    http://www.irad.org
    www.facebook.com/irad1990/
    www.instagram.com/iraddernek/

    Lütfen Kayıt Yaptırınız.

    Bilgi ve Kayıt İçin; 0536 320 49 62 – 0505 440 39 49

    #irad #semboller #sembol #sembolizm #mesaj #ruhsal #ruhsallik #ruhsalozgurlesme #ezoterik #ezoterizm #evrensellik #evreninsonsuzlugu #evrenselyasalar #evrenselbilgi #insanlıktarihi #insaninyapisi #yenicalisma #yenibiryasam #sevgiyle

    60 2 24 June, 2019
    7 Ölümcül Günah ve Eşleşen Burçlar . İnsanın hayatı boyunca sakınması gerektiğine inanılan yedi günahın burçlarla eşleşmesini görmek için listemizi okumaya devam edin…

1. Aslan – Kibir
Aslan burçları genelde oldukça kibirli olurlar. Özür dilemek onlar için çok zordur ve zayıf, çaresiz görünmekten çok korkarlar. Bu nedenle onları ağlarken ya da oldukça zayıf bir anda görmek oldukça zordur. Gururlarını yenmeye çalışmak ve kendilerini buna zorlamak onlar için oldukça zor bir süreçtir.

2. Başak – Kıskançlık
Asla kabul etmeseler de oldukça kıskanç burçlardan biri de Başaklardır. Etraflarındaki kişileri ağır ve sık sık eleştirmelerinin sebebi de çoğu zaman aslında onları kıskanmalarıdır. Bunun üstesinden gelmek ise onlar için oldukça zor ve acı vericidir. Her zaman materyalist olmaya çalışırlar. Diğer burçlara göre en çok kıskanan ve bu nedenle sürekli başkalarını yermeye çalışan burçlardır Başaklar.

3. Boğa – Oburluk
Boğa burçları genellikle bir işi halletmeye, yola koymaya çalışırken durumu fazla abartırlar. Daha kaba bir dille çoğu zaman oldukça obur olabilirler. Yemek ve içmek de dahil ne zaman duracaklarını bilemezler. Sınırları net değildir ve bu da onların daha obur bireyler olarak görülmelerini sağlar.

4. Akrep – Şehvet
Akrep burçları çoğunlukla cinselliğe olan düşkünlükleriyle bilinirler. Bu yüzden Şehvet ve Akrep burcunun eşleşmesi aslında hiç de şaşırtıcı değildir. Bu şehvet farklı durumlara göre iyi veya kötü olabilir. Akrepler her zaman için içte içe yanan derin bir şehvet duygusuna sahiptirler.

5. Yay – Öfke
Eğer bir Yay burcuyla intikam için yüz yüze gelmediyseniz muhtemelen onların öfkesini fark etmemiş olabilirsiniz ancak burç kuşağının en sinirli burçlarından biridir Yay burçları. Oldukça derin, kontrol edilemez bir öfkeleri vardır. Bu nedenle siz siz olun, Yay burcunun öfkeli yanıyla karşılaşmamak

    7 Ölümcül Günah ve Eşleşen Burçlar . İnsanın hayatı boyunca sakınması gerektiğine inanılan yedi günahın burçlarla eşleşmesini görmek için listemizi okumaya devam edin…

    1. Aslan – Kibir
    Aslan burçları genelde oldukça kibirli olurlar. Özür dilemek onlar için çok zordur ve zayıf, çaresiz görünmekten çok korkarlar. Bu nedenle onları ağlarken ya da oldukça zayıf bir anda görmek oldukça zordur. Gururlarını yenmeye çalışmak ve kendilerini buna zorlamak onlar için oldukça zor bir süreçtir.

    2. Başak – Kıskançlık
    Asla kabul etmeseler de oldukça kıskanç burçlardan biri de Başaklardır. Etraflarındaki kişileri ağır ve sık sık eleştirmelerinin sebebi de çoğu zaman aslında onları kıskanmalarıdır. Bunun üstesinden gelmek ise onlar için oldukça zor ve acı vericidir. Her zaman materyalist olmaya çalışırlar. Diğer burçlara göre en çok kıskanan ve bu nedenle sürekli başkalarını yermeye çalışan burçlardır Başaklar.

    3. Boğa – Oburluk
    Boğa burçları genellikle bir işi halletmeye, yola koymaya çalışırken durumu fazla abartırlar. Daha kaba bir dille çoğu zaman oldukça obur olabilirler. Yemek ve içmek de dahil ne zaman duracaklarını bilemezler. Sınırları net değildir ve bu da onların daha obur bireyler olarak görülmelerini sağlar.

    4. Akrep – Şehvet
    Akrep burçları çoğunlukla cinselliğe olan düşkünlükleriyle bilinirler. Bu yüzden Şehvet ve Akrep burcunun eşleşmesi aslında hiç de şaşırtıcı değildir. Bu şehvet farklı durumlara göre iyi veya kötü olabilir. Akrepler her zaman için içte içe yanan derin bir şehvet duygusuna sahiptirler.

    5. Yay – Öfke
    Eğer bir Yay burcuyla intikam için yüz yüze gelmediyseniz muhtemelen onların öfkesini fark etmemiş olabilirsiniz ancak burç kuşağının en sinirli burçlarından biridir Yay burçları. Oldukça derin, kontrol edilemez bir öfkeleri vardır. Bu nedenle siz siz olun, Yay burcunun öfkeli yanıyla karşılaşmamak

    38 11 24 June, 2019
    Bu üç bilge keşişin sadece duruşları ile verdiği mesajı çoğumuz biliriz: Batı medeniyetlerinde 'gerçeği görmezden, duymazdan ve bilmezden gelmek' hatta üç maymunu oynamak; Japonya'da ise bundan oldukça farklı olarak 'kötüye bakmamak, kötüyü duymamak ve kötü söz söylememek'tir. Hangi felsefeye göre yorumlarsak yorumlayalım, anlamı ve tasarımı ile dekorasyonda yer vermekten mutluluk duyacağımız bir üçlü!

    Bu üç bilge keşişin sadece duruşları ile verdiği mesajı çoğumuz biliriz: Batı medeniyetlerinde 'gerçeği görmezden, duymazdan ve bilmezden gelmek' hatta üç maymunu oynamak; Japonya'da ise bundan oldukça farklı olarak 'kötüye bakmamak, kötüyü duymamak ve kötü söz söylememek'tir. Hangi felsefeye göre yorumlarsak yorumlayalım, anlamı ve tasarımı ile dekorasyonda yer vermekten mutluluk duyacağımız bir üçlü!

    841 53 24 June, 2019

Advertisements

    Ayet-i kerimede buyruldu: “…Eğer şükrederseniz, size olan nîmetlerimi artırırım…” (İbrâhîm, 7)

Allâh Resûlü şöyle buyurdu: “Sizden biri, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana bakınca, nazarını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin! Böyle yapmak, Allâh’ın, üzerinizdeki nîmetini küçük görmemeniz için gereklidir.” (Buhârî, Rikâk 30; Müslim, Zühd, 8; Tirmizî, Kıyâmet, 59)

İstiğfarı Çoğaltmak Rızkı Artırır
Câfer-i Sâdık Hazretleri şöyle dedi: “Kimin rızkı daraldıysa, hemen istiğfârı çoğaltsın!..” Vakıa Sûresi’ni Okumak Rızkı Artır
“Her gece Vâkıâ sûresini tilâvet eden kimsseye ebediyyen fakirlik ve sıkıntı isâbet etmez; yani darlık görmez.” (Beyhakî, Şuab, II, 492)

Akrabaya İyilik Rızkı Artırır
Peygamber Efenendimi buyurdu: “Rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse, akrabasını kollayıp gözetsin!” (Buhârî, Edeb 12, Büyûʻ 13; Müslim, Birr 20, 21)

Allah’a Yönelmek Rızkı Artır
Resûlullah Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ, Âdemoğlunun rızıkları ile vazîfeli olan meleklere şöyle buyurur:

Herhangi bir kulu, bütün tasa ve düşüncesini tek bir şeye (yani Rabbine) teksîf etmiş bir hâlde bulursanız, ona göklerin ve yerin rızkını garanti edin! Herhangi bir kulu da adâletle (istikâmetten ayrılmayarak) rızık ararken bulursanız, ona iyi davranın ve (yolunu) kolaylaştırın!..” (75 Kudsî Hadîs’in Tercüme ve Şerhi, Ebû Hüreyre)

Tevekkül ve Teslimiyet Rızkı Artırır
Hadis-i şerifte buyruldu: “Eğer siz Allâh’a gereği gibi güvenseydiniz, (Allah), kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları hâlde akşam doymuş olarak dönerler.” (Tirmizî, Zühd, 33)

BORÇTAN KURTULMAK İÇİN 
Okunuşu: “Allâhümme fâlikal- ısbâhı ve câ ılelleyli sekenen veş-şemse vel-kamera husbânen ıkdı anniddeyne ve ağninî minel-fakri ve emtiğnî bi-sem î ve besarî ve kuvvetî fî sebîlik.” Anlamı: “Sabahın aydınlığını var eden, geceyi dinlenme vakti yapan, güneşi ve ayı hesap vasıtası yapan Allah’ım! Bana borçlarımı ödemeyi ihsan eyle, benden fakirliği gider, kulağımı, gözümü ve kuvvetimi Senin yolunda kullanmayı nasip eyle.” (Malik, Dua, No: 495)  #bilgi  #Farkındalık #pozitifenerji  #olumlama  #özbenlik

    Ayet-i kerimede buyruldu: “…Eğer şükrederseniz, size olan nîmetlerimi artırırım…” (İbrâhîm, 7)

    Allâh Resûlü şöyle buyurdu: “Sizden biri, mal ve yaratılışça kendisinden üstün olana bakınca, nazarını bir de kendisinden aşağıda olana çevirsin! Böyle yapmak, Allâh’ın, üzerinizdeki nîmetini küçük görmemeniz için gereklidir.” (Buhârî, Rikâk 30; Müslim, Zühd, 8; Tirmizî, Kıyâmet, 59)

    İstiğfarı Çoğaltmak Rızkı Artırır
    Câfer-i Sâdık Hazretleri şöyle dedi: “Kimin rızkı daraldıysa, hemen istiğfârı çoğaltsın!..” Vakıa Sûresi’ni Okumak Rızkı Artır
    “Her gece Vâkıâ sûresini tilâvet eden kimsseye ebediyyen fakirlik ve sıkıntı isâbet etmez; yani darlık görmez.” (Beyhakî, Şuab, II, 492)

    Akrabaya İyilik Rızkı Artırır
    Peygamber Efenendimi buyurdu: “Rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse, akrabasını kollayıp gözetsin!” (Buhârî, Edeb 12, Büyûʻ 13; Müslim, Birr 20, 21)

    Allah’a Yönelmek Rızkı Artır
    Resûlullah Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ, Âdemoğlunun rızıkları ile vazîfeli olan meleklere şöyle buyurur:

    Herhangi bir kulu, bütün tasa ve düşüncesini tek bir şeye (yani Rabbine) teksîf etmiş bir hâlde bulursanız, ona göklerin ve yerin rızkını garanti edin! Herhangi bir kulu da adâletle (istikâmetten ayrılmayarak) rızık ararken bulursanız, ona iyi davranın ve (yolunu) kolaylaştırın!..” (75 Kudsî Hadîs’in Tercüme ve Şerhi, Ebû Hüreyre)

    Tevekkül ve Teslimiyet Rızkı Artırır
    Hadis-i şerifte buyruldu: “Eğer siz Allâh’a gereği gibi güvenseydiniz, (Allah), kuşları doyurduğu gibi sizi de rızıklandırırdı. Kuşlar sabahları kursakları boş olarak çıktıkları hâlde akşam doymuş olarak dönerler.” (Tirmizî, Zühd, 33)

    BORÇTAN KURTULMAK İÇİN
    Okunuşu: “Allâhümme fâlikal- ısbâhı ve câ ılelleyli sekenen veş-şemse vel-kamera husbânen ıkdı anniddeyne ve ağninî minel-fakri ve emtiğnî bi-sem î ve besarî ve kuvvetî fî sebîlik.” Anlamı: “Sabahın aydınlığını var eden, geceyi dinlenme vakti yapan, güneşi ve ayı hesap vasıtası yapan Allah’ım! Bana borçlarımı ödemeyi ihsan eyle, benden fakirliği gider, kulağımı, gözümü ve kuvvetimi Senin yolunda kullanmayı nasip eyle.” (Malik, Dua, No: 495) #bilgi #Farkındalık #pozitifenerji #olumlama #özbenlik

    69 4 23 June, 2019
    1. görsel kaynakta geçen orjinal görüntüye en yakın yeniden yapılandırılan arma. 2. görsel ise kaynakta geçen orjinal arma.🇹🇷 1927'de seçilen ama resmen kullanılmayan Türkiye Cumhuriyetine ait bu arma farklı sembolik anlamları içermekte. 🇹🇷 Ana planda bayrağımız Ay Yıldız ve onun üzerine işlendiği kalkan görseli sebat ve vatan savunmasını, onu çevreleyen buğday ve meşe yaprakları topraklarımızın bereketi ve kudretimizi, kurt ise Oğuz Kağan Menkıbesini Türk tarihinin temellerini sembolize etmektedir. Ayrıca logonun üstündeki meşela Türk milletinin istiklal ülküsünü, en altında bulunan İstiklal Madalyası ise kazanılan İstiklal Harbi'nin sonucunun muhafaza edilmesi vazifesini sembolize etmektedir.👉 First photo is the reconstructed coat of arms closest to the original image in the source. The second photo is the original coat of arm in the source.🇹🇷 This Turkish Republic's coat of arm which is selected in 1927 but not used officially contains different symbolic meanings.🇹🇷 In the main plan our flag The Star and Crescent and the shield on which it is embroidered, symbolize persistence and homeland defense, the wheat and oak leaves surrounding it symbolizes the abundance and strength of our land, and the wolf symbolizes the legacy of Oguz Kagan and Turkish history's roots. In addition, the torch on the logo symbolizes the freedom ideal of the Turkish nation and the Medal of Independence at the bottom symbolizes the duty of maintaining the outcome of the War of Independence.👍👍👍 #houseofsymbol #sembol #symbol #Arma #coatofarms #Turkey #Türkiye #Turkish  #coatofarms #Republic #Cumhuriyet #İstiklal #Madalya #medal #kurt #wolf #buğday #bereket #wheat #abundance #meşe #kudret #oak #strength #meşale #torch #sembolizm #symbolism

    1. görsel kaynakta geçen orjinal görüntüye en yakın yeniden yapılandırılan arma. 2. görsel ise kaynakta geçen orjinal arma.🇹🇷 1927'de seçilen ama resmen kullanılmayan Türkiye Cumhuriyetine ait bu arma farklı sembolik anlamları içermekte. 🇹🇷 Ana planda bayrağımız Ay Yıldız ve onun üzerine işlendiği kalkan görseli sebat ve vatan savunmasını, onu çevreleyen buğday ve meşe yaprakları topraklarımızın bereketi ve kudretimizi, kurt ise Oğuz Kağan Menkıbesini Türk tarihinin temellerini sembolize etmektedir. Ayrıca logonun üstündeki meşela Türk milletinin istiklal ülküsünü, en altında bulunan İstiklal Madalyası ise kazanılan İstiklal Harbi'nin sonucunun muhafaza edilmesi vazifesini sembolize etmektedir.👉 First photo is the reconstructed coat of arms closest to the original image in the source. The second photo is the original coat of arm in the source.🇹🇷 This Turkish Republic's coat of arm which is selected in 1927 but not used officially contains different symbolic meanings.🇹🇷 In the main plan our flag The Star and Crescent and the shield on which it is embroidered, symbolize persistence and homeland defense, the wheat and oak leaves surrounding it symbolizes the abundance and strength of our land, and the wolf symbolizes the legacy of Oguz Kagan and Turkish history's roots. In addition, the torch on the logo symbolizes the freedom ideal of the Turkish nation and the Medal of Independence at the bottom symbolizes the duty of maintaining the outcome of the War of Independence.👍👍👍 #houseofsymbol   #sembol   #symbol   #Arma   #coatofarms   #Turkey   #Türkiye   #Turkish    #coatofarms   #Republic   #Cumhuriyet   #İstiklal #Madalya #medal #kurt #wolf   #buğday #bereket #wheat #abundance #meşe #kudret #oak #strength #meşale #torch   #sembolizm   #symbolism

    70 5 23 June, 2019
    Mitolojide Hermes “Hermes” kelimesinin etimolojik kökeni hakkında farklı görüşler vardır. Bu kelimenin aslının Süryânice olduğu ve “Âlim” anlamına “Hermesü’l-herâmise” tamlaması “Âlimlerin âlimi” demek olur. Mandeistler, nûr meleklerinden biri olan Zehrun’u güneş feleği ile özdeşleştirdiklerinden “Hürmüz” ya da “Hermez” kelimelerinin buradan geldiği ve daha sonra Sâbiîlerce “Hermes”e dönüştürülmüş olabileceği ihtimali üzerinde de durulur. Çünkü Sâbiîler Mısır’lı “Hermes”i peygamberlerinden biri olarak görmekteydiler. Ayrıca Sâbiîlerin “Hermes” için kullandıkları “Buzasaf” ismi ile “Budha” ismi arasında bir etimolojik benzerlik de göze çarpmaktadır. İbranîlere göre ise onun adı “Uhnûh”tur ve “ders vermek”, “inâbe vermek” ya da “aydınlatmak” anlamlarına gelir.4 Bu durumda “Uhnuh” ismi de if’al babından “çok ders vermek, çok ders çalışmak” anlamlarına gelir ki buradan da Arapça’da gayri munsarif cemî bir kelime olarak “İdris” ismi türetilir.5 Diğer bir görüşte ise eski Mısır tanrılarından “Ahnaton” kelimesinin “Uhnuh”a, “Oziris” kelimesinin de “İdris”e dönmüş olabileceği ileri sürülür.6 Tarihçi Mes’udî “Hermes” kelimesinin Utarid demek olduğunu söylerken ona tarihî oluştan ziyâde kozmik bir yer biçer7. Zaten Hind geleneğinde de bir felekî Budha bir de tarihî Budha bulunmaktadır. Tarihî Budha’nın annesinin adı Maya’dır. Grek mitolojisindeki Hermes’in annesinin adının da Maia olması hayli ilginç mukayeseler ortaya çıkarır. Pers kültüründe ise ona “Hûşeng” adı verilir ve onlara göre ulvî şeylerden ilk bahseden odur ve dedesi Adem (Giyomert) gündüzün ve gecenin saatlerini ona öğretmiştir. Ayrıca Zerdüştlükteki “Daena” kavramı ile Hermesçiliğin “Tam Tabiat” kavramı arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunmaktadır.

Bütün bu efsânevî rivâyetlere göre ilk defa mâbed inşa edip içerisinde Allah’a ibadet eden, Tıb bilimi hakkında ilk konuşan ve Tufan’ın geleceğini de ilk o haber veren bu kimsedir. Onun hikmetin kaybolmasından korktuğu için “el-Barbâ” (çoğulu:barâbî) ve Panopolis (Ihmîm) isimli piramidleri inşâ ederek kendinden sonra gelecekler için bütün ilimlerin formüllerini bunların iç duvarlarına kazıdığı da rivâyet edilir. Bu yüzden “Hermes” kelimesi ile “Ehram” kelimesi

    Mitolojide Hermes “Hermes” kelimesinin etimolojik kökeni hakkında farklı görüşler vardır. Bu kelimenin aslının Süryânice olduğu ve “Âlim” anlamına “Hermesü’l-herâmise” tamlaması “Âlimlerin âlimi” demek olur. Mandeistler, nûr meleklerinden biri olan Zehrun’u güneş feleği ile özdeşleştirdiklerinden “Hürmüz” ya da “Hermez” kelimelerinin buradan geldiği ve daha sonra Sâbiîlerce “Hermes”e dönüştürülmüş olabileceği ihtimali üzerinde de durulur. Çünkü Sâbiîler Mısır’lı “Hermes”i peygamberlerinden biri olarak görmekteydiler. Ayrıca Sâbiîlerin “Hermes” için kullandıkları “Buzasaf” ismi ile “Budha” ismi arasında bir etimolojik benzerlik de göze çarpmaktadır. İbranîlere göre ise onun adı “Uhnûh”tur ve “ders vermek”, “inâbe vermek” ya da “aydınlatmak” anlamlarına gelir.4 Bu durumda “Uhnuh” ismi de if’al babından “çok ders vermek, çok ders çalışmak” anlamlarına gelir ki buradan da Arapça’da gayri munsarif cemî bir kelime olarak “İdris” ismi türetilir.5 Diğer bir görüşte ise eski Mısır tanrılarından “Ahnaton” kelimesinin “Uhnuh”a, “Oziris” kelimesinin de “İdris”e dönmüş olabileceği ileri sürülür.6 Tarihçi Mes’udî “Hermes” kelimesinin Utarid demek olduğunu söylerken ona tarihî oluştan ziyâde kozmik bir yer biçer7. Zaten Hind geleneğinde de bir felekî Budha bir de tarihî Budha bulunmaktadır. Tarihî Budha’nın annesinin adı Maya’dır. Grek mitolojisindeki Hermes’in annesinin adının da Maia olması hayli ilginç mukayeseler ortaya çıkarır. Pers kültüründe ise ona “Hûşeng” adı verilir ve onlara göre ulvî şeylerden ilk bahseden odur ve dedesi Adem (Giyomert) gündüzün ve gecenin saatlerini ona öğretmiştir. Ayrıca Zerdüştlükteki “Daena” kavramı ile Hermesçiliğin “Tam Tabiat” kavramı arasında şaşırtıcı benzerlikler bulunmaktadır.

    Bütün bu efsânevî rivâyetlere göre ilk defa mâbed inşa edip içerisinde Allah’a ibadet eden, Tıb bilimi hakkında ilk konuşan ve Tufan’ın geleceğini de ilk o haber veren bu kimsedir. Onun hikmetin kaybolmasından korktuğu için “el-Barbâ” (çoğulu:barâbî) ve Panopolis (Ihmîm) isimli piramidleri inşâ ederek kendinden sonra gelecekler için bütün ilimlerin formüllerini bunların iç duvarlarına kazıdığı da rivâyet edilir. Bu yüzden “Hermes” kelimesi ile “Ehram” kelimesi

    94 12 23 June, 2019
    Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni; 
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?  #edebi #necipfazıl
 #sembolizm #üstad #şair

    Ne hasta bekler sabahı,
    Ne taze ölüyü mezar.
    Ne de şeytan, bir günahı,
    Seni beklediğim kadar.

    Geçti istemem gelmeni,
    Yokluğunda buldum seni; 
    Bırak vehmimde gölgeni
    Gelme, artık neye yarar? #edebi #necipfazıl
    #sembolizm #üstad #şair

    3 0 23 June, 2019
    Ay yükselen, batan ve gözden kaybolan bir bedendir.

Bu beden ki, varlığı evrensel oluş kanununa, doğum ve ölüm kanununa bağlıdır.”81

Ay ile özdeşleştirilme, Ay’ın hem doğumu hem de ölümü simgelemesi ile ilintilidir.  Hilal  şekli  ölümü  sembolize  ederken,  dolunay  yeni  doğumların habercisidir.

Ay, sadece güneş gibi, doğrusal bir düzlemde doğup batmaz, onun sürekli değişim halinde oluşu Doğa’nın devingenliğiyle özdeştir. Her bir döneminde önce gitgide daha parlak bir hal alarak büyümesi, daha sonra ise gitgide solarak küçülmesi Doğa’nın baharda önce yavaş yavaş yeşermesi, sonra ise kuruyup gitmesine benzer. Bu haliyle de ay, doğum- ölüm döngüsünü hatırlatır.

Bunun yanı sıra Ay’ın döngüsü kadınla bir tutulmuştur. Kadının ayın belirli dönemlerinde vücudunda meydana gelen değişiklikler ayın döngüsüne benzer. Ay’ın kadınlarla olan ilişkisini çok ilginç bir biçimde dillendirir Eliade: “Ay, bütün verimliliklerin kaynağı olup kadınların ay halini yönetir. O, ‘kadınların efendisi’ olarak kişileştirilir. Birçok ulus Ay’ı kadınlarıyla cinsel  ilişkiye  giren  bir adam  veya  yılan  formunda düşünürdü,  hatta bugün bile bazı insanlar böyle düşünür. Örneğin Eskimolar arasında bekar  kızlar  gebe  kalacakları  korkusu  ile  Ay’a  bakmazlar.
Avustralyalılar,  Ay’ın  bir  tür  Don  Juan (kadınları  kendisiyle  cinsel ilişkiye  girmeye  zorlayan  züppe)  biçiminde  yeryüzüne  indiğini  ve kadınları gebe bırakıp onları terk edip gittiğine inanırlar. Hindistan’da bu mit hala geçerlidir.”82

81 Eliade, 2005, s. 187. 
Ay’ın farklı halleri arasındaki değişiklikler bir dönüşümü, geçişi işaret eder. Şiva’nın karısı Satī ile Mısır tanrısı Osiris’in öldürüldükten sonra bedenlerinin parçalanması ve ülkelerinde farklı yerlere saçılması mitleri de tıpkı bebek Dionysos- Zagreus’un parçalanması gibi bir geçişi betimlemektedir. Eliade şamanların erginlenme törenleriyle Ay ve beden parçalanması arasında çok ilginç bir bağlantı kurar: “Şamani giriş törenlerinde aday, aynı Ay’ın bölümlere ayrıldığı gibi, ‘parçalara bölünür’ (sayısız mit, Ay’ın Tanrı, güneş ve başkaları tarafından bozulduğunu veya parçalandığını anlatan hikayeleri verir).

    Ay yükselen, batan ve gözden kaybolan bir bedendir.

    Bu beden ki, varlığı evrensel oluş kanununa, doğum ve ölüm kanununa bağlıdır.”81

    Ay ile özdeşleştirilme, Ay’ın hem doğumu hem de ölümü simgelemesi ile ilintilidir. Hilal şekli ölümü sembolize ederken, dolunay yeni doğumların habercisidir.

    Ay, sadece güneş gibi, doğrusal bir düzlemde doğup batmaz, onun sürekli değişim halinde oluşu Doğa’nın devingenliğiyle özdeştir. Her bir döneminde önce gitgide daha parlak bir hal alarak büyümesi, daha sonra ise gitgide solarak küçülmesi Doğa’nın baharda önce yavaş yavaş yeşermesi, sonra ise kuruyup gitmesine benzer. Bu haliyle de ay, doğum- ölüm döngüsünü hatırlatır.

    Bunun yanı sıra Ay’ın döngüsü kadınla bir tutulmuştur. Kadının ayın belirli dönemlerinde vücudunda meydana gelen değişiklikler ayın döngüsüne benzer. Ay’ın kadınlarla olan ilişkisini çok ilginç bir biçimde dillendirir Eliade: “Ay, bütün verimliliklerin kaynağı olup kadınların ay halini yönetir. O, ‘kadınların efendisi’ olarak kişileştirilir. Birçok ulus Ay’ı kadınlarıyla cinsel ilişkiye giren bir adam veya yılan formunda düşünürdü, hatta bugün bile bazı insanlar böyle düşünür. Örneğin Eskimolar arasında bekar kızlar gebe kalacakları korkusu ile Ay’a bakmazlar.
    Avustralyalılar, Ay’ın bir tür Don Juan (kadınları kendisiyle cinsel ilişkiye girmeye zorlayan züppe) biçiminde yeryüzüne indiğini ve kadınları gebe bırakıp onları terk edip gittiğine inanırlar. Hindistan’da bu mit hala geçerlidir.”82

    81 Eliade, 2005, s. 187.
    Ay’ın farklı halleri arasındaki değişiklikler bir dönüşümü, geçişi işaret eder. Şiva’nın karısı Satī ile Mısır tanrısı Osiris’in öldürüldükten sonra bedenlerinin parçalanması ve ülkelerinde farklı yerlere saçılması mitleri de tıpkı bebek Dionysos- Zagreus’un parçalanması gibi bir geçişi betimlemektedir. Eliade şamanların erginlenme törenleriyle Ay ve beden parçalanması arasında çok ilginç bir bağlantı kurar: “Şamani giriş törenlerinde aday, aynı Ay’ın bölümlere ayrıldığı gibi, ‘parçalara bölünür’ (sayısız mit, Ay’ın Tanrı, güneş ve başkaları tarafından bozulduğunu veya parçalandığını anlatan hikayeleri verir).

    79 1 22 June, 2019
    Az yemede, kalbin (gönlün) safası, inceliği, hassâsiyeti vardır. Gönlün Hakk'a bağlılığı artar. Çok yemede kalp katılığı oluşur; giderek kalbin nuru kaybolur. Nitekim Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğu rivâyet edilir: "Kalplerinizi çok yemekle öldürmeyin. Fazla suyun ekinleri öldürdüğü gibi, muhakkak fazla yemekle de kalp ölür." "Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), karnını tamamen doyurmaz ve şöyle buyururdu: "Mü'min, karnını tamamen doyurmaz." (Dârimî, Vesâyâ 1, hadis no: 108) Az yemek, insana tembellik, uyuşukluk ve ahmaklık veren fazla uykuyu giderir. Nefis, açlıkla kırıldığı kadar hiç bir şeyle kırılmaz. Çok yiyenin gafleti artar. O yüzden Peygamberimiz (s.a.s.) az yeme hakkında ısrarlı tavsiyelerde bulunmuştur: “Âdem oğlu, midesinden/karnından daha şerli/fena bir kap doldurmamıştır. Belini doğrultacak birkaç lokmacık ona yeter. Yok, birkaç lokma ile yetinmeyecekse (nefsinin galebesiyle) ille de midesini dolduracaksa hiç olmazsa onu üçe ayırsın: (karnının) üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğine/suya, üçte birini de nefesine (ayırsın, üçte birden fazlasına yemek koymasın).” (Tirmizî, Zühd 47 –2381-; İbn Mâce, Et’ıme 50 –3349-; Kütüb-i Sitte, 11/131; Riyâzu’s Sâlihîn, Açlığın Fazileti Bâbı, hadis no: 26) “Çok yemek (nefse) kötülüktür. Ey Ebû Zer! Yemeği ve konuşmayı azalt ki, cennette benimle beraber olasın.” (Mişkâtu’l Mesâbih, hadis no: 4238; Keşfu’l Hafâ, h. no: 3278)

Bu hadis-i şerifte mide, öncelikle bir kaba ve içerisine bir şeyler konan zarfa benzetilmekte, böylece değer itibariyle düşürülmektedir. Zira kap ve zarf, gaye değil; vasıtadırlar. Kendi zatları sebebiyle değil; içlerine konan şeyler sebebiyle kıymet taşırlar. Öyle ise onlar değil; içlerine konan şeyler asıldır. Hadis, mîdeye ayrıca “şerli” sıfatı vererek ikinci bir değerden düşürmeye tâbi tutmaktadır. Yani mide, sıradan bir kap değil; zarar veren, şer getiren bir kaptır. Mideyi çok doldurmanın dinî, tıbbî zararları vardır; dengesiz, kalitesiz... beslenmenin nice hastalığa sebep olması söz konusudur. “Kimin fikri fazla ise yemesi azdır; kimin tefekkürü azsa yemesi çok, kalbi de katıdır.” (Kütüb-i Sitte, c. 11, s. 126)

    Az yemede, kalbin (gönlün) safası, inceliği, hassâsiyeti vardır. Gönlün Hakk'a bağlılığı artar. Çok yemede kalp katılığı oluşur; giderek kalbin nuru kaybolur. Nitekim Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğu rivâyet edilir: "Kalplerinizi çok yemekle öldürmeyin. Fazla suyun ekinleri öldürdüğü gibi, muhakkak fazla yemekle de kalp ölür." "Rasûl-i Ekrem (s.a.s.), karnını tamamen doyurmaz ve şöyle buyururdu: "Mü'min, karnını tamamen doyurmaz." (Dârimî, Vesâyâ 1, hadis no: 108) Az yemek, insana tembellik, uyuşukluk ve ahmaklık veren fazla uykuyu giderir. Nefis, açlıkla kırıldığı kadar hiç bir şeyle kırılmaz. Çok yiyenin gafleti artar. O yüzden Peygamberimiz (s.a.s.) az yeme hakkında ısrarlı tavsiyelerde bulunmuştur: “Âdem oğlu, midesinden/karnından daha şerli/fena bir kap doldurmamıştır. Belini doğrultacak birkaç lokmacık ona yeter. Yok, birkaç lokma ile yetinmeyecekse (nefsinin galebesiyle) ille de midesini dolduracaksa hiç olmazsa onu üçe ayırsın: (karnının) üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğine/suya, üçte birini de nefesine (ayırsın, üçte birden fazlasına yemek koymasın).” (Tirmizî, Zühd 47 –2381-; İbn Mâce, Et’ıme 50 –3349-; Kütüb-i Sitte, 11/131; Riyâzu’s Sâlihîn, Açlığın Fazileti Bâbı, hadis no: 26) “Çok yemek (nefse) kötülüktür. Ey Ebû Zer! Yemeği ve konuşmayı azalt ki, cennette benimle beraber olasın.” (Mişkâtu’l Mesâbih, hadis no: 4238; Keşfu’l Hafâ, h. no: 3278)

    Bu hadis-i şerifte mide, öncelikle bir kaba ve içerisine bir şeyler konan zarfa benzetilmekte, böylece değer itibariyle düşürülmektedir. Zira kap ve zarf, gaye değil; vasıtadırlar. Kendi zatları sebebiyle değil; içlerine konan şeyler sebebiyle kıymet taşırlar. Öyle ise onlar değil; içlerine konan şeyler asıldır. Hadis, mîdeye ayrıca “şerli” sıfatı vererek ikinci bir değerden düşürmeye tâbi tutmaktadır. Yani mide, sıradan bir kap değil; zarar veren, şer getiren bir kaptır. Mideyi çok doldurmanın dinî, tıbbî zararları vardır; dengesiz, kalitesiz... beslenmenin nice hastalığa sebep olması söz konusudur. “Kimin fikri fazla ise yemesi azdır; kimin tefekkürü azsa yemesi çok, kalbi de katıdır.” (Kütüb-i Sitte, c. 11, s. 126)

    72 4 22 June, 2019
    Çığlık (The Scream )– Edvard Munch (1863-1944)

Çığlık resmi, Norveçli dışavurumcu ressam Edvard Munch tarafından 1893-1910 yılları arasında yapılmıştır. 19. yüzyıl sembolizminin psikolojik temalarından ilham alan bu eser, renkleri ve psikolojik rahatsızlıkları çağrıştırdığı için günümüzün Mona Lisa’sı olarak bile anılmaktadır. Çığlık hakkındaki en temel teorilerden biri, resimde tasvir edilen köprüye yakın bir mesafede bir mezbaha olduğu ve burada kesilen hayvanların çığlıklarının resimde betimlendiği şeklindedir. Resim bugün Norveç’teki Oslo National Gallery’de sergilenmektedir.
___
#çığlık #thescream #edvardmunch #norway #norveç #ressam #resim #psikoloji #sembolizm #oslo #nationalgallery #tablo #sanat #tarih #art #history

    Çığlık (The Scream )– Edvard Munch (1863-1944)

    Çığlık resmi, Norveçli dışavurumcu ressam Edvard Munch tarafından 1893-1910 yılları arasında yapılmıştır. 19. yüzyıl sembolizminin psikolojik temalarından ilham alan bu eser, renkleri ve psikolojik rahatsızlıkları çağrıştırdığı için günümüzün Mona Lisa’sı olarak bile anılmaktadır. Çığlık hakkındaki en temel teorilerden biri, resimde tasvir edilen köprüye yakın bir mesafede bir mezbaha olduğu ve burada kesilen hayvanların çığlıklarının resimde betimlendiği şeklindedir. Resim bugün Norveç’teki Oslo National Gallery’de sergilenmektedir.
    ___
    #çığlık #thescream #edvardmunch #norway #norveç #ressam #resim #psikoloji #sembolizm #oslo #nationalgallery #tablo #sanat #tarih #art #history

    241 2 22 June, 2019
    En önemli ley hattı, İstanbul, Kudüs, Mekke ley hattıdır, Kabalistler, Deccal'in gelmesi için bu üç bölgeyi işgal etmeyi şart koşuyorlar.

Ayasofya ve Topkapı Sarayı'nı Işid'in yıkacağını açıklaması, yakın zamanda İstanbul'da deprem beklendiğine dair haberler çıkması, ilk önce İstanbul'dan başlayabileceklerini gösteriyor olabilir, Kudüs'ün İsrail'in başkenti olacağına dair Trump'ın sözleri de önemli, bunu söyleyen Abd başkanı daha önce olmadı. Nazca (Peru), Angkor (Kamboçya) ve Giza (Mısır) arasında bugün dahi bir çok eserde oransal ölçek olarak kullanılmakta olan yüzyıllardır bilinen Altın Oran (1.618), bu antik kutsal merkezler arasında uzaklık olarak Angkor-Giza, Giza-Nazca ve Nazca-Angkor arasında vardır. Bu merkezler arasındaki uzaklıklar altın oran olan 1.618 ın katlarıdır.
Kabe-i Muazzama ve beyaz akım

Eski kutsal merkezler pozitif akım hatları üzerindedir ve bu yapıtlar, iyi enerjiyi sürekli aktarabilir. Mekke’de bulunan Kabe ve Arafat Dağı’nın altı, gerçekte tüm beyaz akım hatlarının kesiştiği ve enerji santraline benzer biçimde yayınlandığı en önemli merkezlerdir. Dolayısıyla Mekke’de yer alan bu güçlü akım, yalnızca almaya hazır olana yani özde ve gerçek anlamda Hac yapan insanlara ayrıcalık tanımaktadır. Böylece farkındalıkları bu kutsal faaliyetle açılabilir, beyaz akımla senkronize olarak pozitif enerji yayınlamaları da süreklilik kazanabilir. Pozitif enerjinin daha çok üretilmesine, birlik bilinciyle hareket etmeye ve doğanın korunabilmesine ihtiyacımız var. Kara akım hatlarının artmaması ve doğanın dengesinin bozulmaması dileği ile.  Ley hatları dünyamızın, üzerinde yoğun bir enerji akışı gerçekleşen manyetik hatlarının bulunduğu enerji damarlarıdır.
Dünyayı saran bu hatların birbirleriyle kesiştikleri noktalar, büyük enerjilerin açığa çıktığı, bir bakıma yeryüzü enerjisinin kaynak noktaları, dünyanın enerji cennetleridir. Ley hatları adeta gözle görülmeyen bir elektrik kablosu gibi dünyayı çepeçevre sarar. Yıldızlardaki, gezegenlerdeki, güneşteki, tüm evrendeki enerjileri alıp dünyaya, dünyadaki enerjileri de evrene yayar... Ley Hatlarının Keşfi

Her şey 1921 yılında, Britanya’nın kullandığı yolların temeli olan antik Roma yollarını inceleye

    En önemli ley hattı, İstanbul, Kudüs, Mekke ley hattıdır, Kabalistler, Deccal'in gelmesi için bu üç bölgeyi işgal etmeyi şart koşuyorlar.

    Ayasofya ve Topkapı Sarayı'nı Işid'in yıkacağını açıklaması, yakın zamanda İstanbul'da deprem beklendiğine dair haberler çıkması, ilk önce İstanbul'dan başlayabileceklerini gösteriyor olabilir, Kudüs'ün İsrail'in başkenti olacağına dair Trump'ın sözleri de önemli, bunu söyleyen Abd başkanı daha önce olmadı. Nazca (Peru), Angkor (Kamboçya) ve Giza (Mısır) arasında bugün dahi bir çok eserde oransal ölçek olarak kullanılmakta olan yüzyıllardır bilinen Altın Oran (1.618), bu antik kutsal merkezler arasında uzaklık olarak Angkor-Giza, Giza-Nazca ve Nazca-Angkor arasında vardır. Bu merkezler arasındaki uzaklıklar altın oran olan 1.618 ın katlarıdır.
    Kabe-i Muazzama ve beyaz akım

    Eski kutsal merkezler pozitif akım hatları üzerindedir ve bu yapıtlar, iyi enerjiyi sürekli aktarabilir. Mekke’de bulunan Kabe ve Arafat Dağı’nın altı, gerçekte tüm beyaz akım hatlarının kesiştiği ve enerji santraline benzer biçimde yayınlandığı en önemli merkezlerdir. Dolayısıyla Mekke’de yer alan bu güçlü akım, yalnızca almaya hazır olana yani özde ve gerçek anlamda Hac yapan insanlara ayrıcalık tanımaktadır. Böylece farkındalıkları bu kutsal faaliyetle açılabilir, beyaz akımla senkronize olarak pozitif enerji yayınlamaları da süreklilik kazanabilir. Pozitif enerjinin daha çok üretilmesine, birlik bilinciyle hareket etmeye ve doğanın korunabilmesine ihtiyacımız var. Kara akım hatlarının artmaması ve doğanın dengesinin bozulmaması dileği ile. Ley hatları dünyamızın, üzerinde yoğun bir enerji akışı gerçekleşen manyetik hatlarının bulunduğu enerji damarlarıdır.
    Dünyayı saran bu hatların birbirleriyle kesiştikleri noktalar, büyük enerjilerin açığa çıktığı, bir bakıma yeryüzü enerjisinin kaynak noktaları, dünyanın enerji cennetleridir. Ley hatları adeta gözle görülmeyen bir elektrik kablosu gibi dünyayı çepeçevre sarar. Yıldızlardaki, gezegenlerdeki, güneşteki, tüm evrendeki enerjileri alıp dünyaya, dünyadaki enerjileri de evrene yayar... Ley Hatlarının Keşfi

    Her şey 1921 yılında, Britanya’nın kullandığı yolların temeli olan antik Roma yollarını inceleye

    80 13 21 June, 2019
    Tanrı, gökler, tüm ilahi alem sular içinde Giriş İstanbul’da, Yedi traşlı baş ile, Karşı meshedilmeye 300 Trabzonlu, İki yasa konulacak Korku ve inançsızlıktan doğan.

Bu dörtlüğe baktığımda kaderi etkileyecek olayların merkezinde İstanbul olduğu, baş aktörlerinde Trabzon Rum İmparatorluğu sınırlarına dahil olanlar Devlet işleri ve yasa değişimleri Korku ve inancın zayıflaması durumlarını görmekteyim.

    Tanrı, gökler, tüm ilahi alem sular içinde Giriş İstanbul’da, Yedi traşlı baş ile, Karşı meshedilmeye 300 Trabzonlu, İki yasa konulacak Korku ve inançsızlıktan doğan.

    Bu dörtlüğe baktığımda kaderi etkileyecek olayların merkezinde İstanbul olduğu, baş aktörlerinde Trabzon Rum İmparatorluğu sınırlarına dahil olanlar Devlet işleri ve yasa değişimleri Korku ve inancın zayıflaması durumlarını görmekteyim.

    53 3 21 June, 2019
    İbn-i Hâzm'ın "Sevdiğimi hislerim saydım; o hislerle hayattayım. Korkarım ölümüm ellerinde!" babında bir beyiti var. Ne kadar derin.. Varlığını sevdiğine sununca elinde artık hiçbir şey kalmıyor. İrade kayboluyor, kadere teslimiyet başlıyor. -- Güvercin Gerdanlığı

Endülüslü Zahiri fakihi İbn Hazm tarafından yazılan “Güvercin Gerdanlığı” klasik edebiyatın en önemli temalarından biri olan “aşk”ı felsefi, kültürel ve ahlaki açıdan tahlil eder.

Klasik İslam edebiyatının şaheserlerinden olan Tavkul-Hamâme, yani Güvercin Gerdanlığı Zahiri bir fakih olan İbn Hazm tarafından kaleme alınmıştır. 10. asırda Kurtuba sarayında doğan İbn Hazm iyi bir eğitim almış. Siyasi nedenler yüzünden genç yaşta Kurtuba’yı terk etmiş ve sonrasında hapis ve sürgün cezalarına çarptırıldığı çalkantılı bir hayat sürmüştür. İnişli çıkışlı hayatında 7 hafta gibi kısa bir süreyi kapsayan bir vezirlik tecrübesi de mevcut.

Farklı ilim dallarında yüzlerce eser veren ve 1064’te vefat eden İbn Hazm, Güvercin Gerdanlığı’nda klasik edebiyatın en önemli temalarından biri olan “aşk”ı tahlil eder. Aşkın tarifinden sonra İbn Hazm, onun bireysel, sosyal, ahlaki, siyasi, ekonomik ve dini tezahürlerini açıklar.

Kitapta kendi gözlemlerinin yanı sıra İbn Hazm, başkalarının tecrübelerine de yer verir. Bu açıdan onun aşkı belirli bir zaman ve mekanda meydana gelen bir hadise olarak ele aldığını ve aynı cihette incelediğini söylemek mümkün. Kitaptan ayrıca dönemin sosyal, kültürel, siyasi ve edebi atmosferine dair bilgilere ulaşmak da mümkün.

1. “İnsanlar aşkın mahiyeti hakkında tam anlamıyla anlaşamadılar. Üzerinde kafa yordular ve uzun incelemeler yaptılar. Benim düşünceme göre aşk, ruhların çeşitli yaratıklar arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesidir. Bu birleşme onların en yüksek temel öğelerinden meydana gelir…” 2. "Biliyoruz ki her birleşen, kaderin bir gerçeği olarak, bir gün mutlaka ayrılır; her yaklaşan bir gün uzaklaşmaya adaydır. Allah'ın insanlara ve ülkelere koyduğu şaşmaz ilahi kanun böyledir. Bu ilahi kural, Allah yeryüzünü üzerindekiyle birlikte miras bırakıncaya kadar böyle devam edecektir, O varislerin en hayırlısıdır." 💐💐💐#edebiyat #şiir #şiirsokakta #ibnhazm

    İbn-i Hâzm'ın "Sevdiğimi hislerim saydım; o hislerle hayattayım. Korkarım ölümüm ellerinde!" babında bir beyiti var. Ne kadar derin.. Varlığını sevdiğine sununca elinde artık hiçbir şey kalmıyor. İrade kayboluyor, kadere teslimiyet başlıyor. -- Güvercin Gerdanlığı

    Endülüslü Zahiri fakihi İbn Hazm tarafından yazılan “Güvercin Gerdanlığı” klasik edebiyatın en önemli temalarından biri olan “aşk”ı felsefi, kültürel ve ahlaki açıdan tahlil eder.

    Klasik İslam edebiyatının şaheserlerinden olan Tavkul-Hamâme, yani Güvercin Gerdanlığı Zahiri bir fakih olan İbn Hazm tarafından kaleme alınmıştır. 10. asırda Kurtuba sarayında doğan İbn Hazm iyi bir eğitim almış. Siyasi nedenler yüzünden genç yaşta Kurtuba’yı terk etmiş ve sonrasında hapis ve sürgün cezalarına çarptırıldığı çalkantılı bir hayat sürmüştür. İnişli çıkışlı hayatında 7 hafta gibi kısa bir süreyi kapsayan bir vezirlik tecrübesi de mevcut.

    Farklı ilim dallarında yüzlerce eser veren ve 1064’te vefat eden İbn Hazm, Güvercin Gerdanlığı’nda klasik edebiyatın en önemli temalarından biri olan “aşk”ı tahlil eder. Aşkın tarifinden sonra İbn Hazm, onun bireysel, sosyal, ahlaki, siyasi, ekonomik ve dini tezahürlerini açıklar.

    Kitapta kendi gözlemlerinin yanı sıra İbn Hazm, başkalarının tecrübelerine de yer verir. Bu açıdan onun aşkı belirli bir zaman ve mekanda meydana gelen bir hadise olarak ele aldığını ve aynı cihette incelediğini söylemek mümkün. Kitaptan ayrıca dönemin sosyal, kültürel, siyasi ve edebi atmosferine dair bilgilere ulaşmak da mümkün.

    1. “İnsanlar aşkın mahiyeti hakkında tam anlamıyla anlaşamadılar. Üzerinde kafa yordular ve uzun incelemeler yaptılar. Benim düşünceme göre aşk, ruhların çeşitli yaratıklar arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesidir. Bu birleşme onların en yüksek temel öğelerinden meydana gelir…” 2. "Biliyoruz ki her birleşen, kaderin bir gerçeği olarak, bir gün mutlaka ayrılır; her yaklaşan bir gün uzaklaşmaya adaydır. Allah'ın insanlara ve ülkelere koyduğu şaşmaz ilahi kanun böyledir. Bu ilahi kural, Allah yeryüzünü üzerindekiyle birlikte miras bırakıncaya kadar böyle devam edecektir, O varislerin en hayırlısıdır." 💐💐💐 #edebiyat #şiir #şiirsokakta #ibnhazm

    62 9 21 June, 2019

Top #sembolizm posts

    Bu üç bilge keşişin sadece duruşları ile verdiği mesajı çoğumuz biliriz: Batı medeniyetlerinde 'gerçeği görmezden, duymazdan ve bilmezden gelmek' hatta üç maymunu oynamak; Japonya'da ise bundan oldukça farklı olarak 'kötüye bakmamak, kötüyü duymamak ve kötü söz söylememek'tir. Hangi felsefeye göre yorumlarsak yorumlayalım, anlamı ve tasarımı ile dekorasyonda yer vermekten mutluluk duyacağımız bir üçlü!

    Bu üç bilge keşişin sadece duruşları ile verdiği mesajı çoğumuz biliriz: Batı medeniyetlerinde 'gerçeği görmezden, duymazdan ve bilmezden gelmek' hatta üç maymunu oynamak; Japonya'da ise bundan oldukça farklı olarak 'kötüye bakmamak, kötüyü duymamak ve kötü söz söylememek'tir. Hangi felsefeye göre yorumlarsak yorumlayalım, anlamı ve tasarımı ile dekorasyonda yer vermekten mutluluk duyacağımız bir üçlü!

    841 53 24 June, 2019

Advertisements

    ▫️
▫️ Orta ve Güney Amerika coğrafyasında hâlen yaşamakta olan kızılderili halklar için, ilk evcilleştirilebilmiş hayvan olan köpekler gerçekten çok değerlidir. 
Öyle ki, öteki dünya inanışı anlatımlarında köpeklere yer vermişlerdir. Şöyle ki; "Dağ kesimi yerlilerinin inanışına göre tüm ölülerin ruhları, Upamarca 'Dilsizlerin ülkesi' adında bir yere gider. Önce büyük bir nehri aşmaları gerekir. Bu nehrin üzerinde saç tellerinden yapılmış bir köprü vardır. Ruhlara siyah köpekler eşlik eder." Fotoğrafta gördüğünüz köpek, anlatımda bahsi geçen siyah köpek Xoloitzcuintle, diğer ismiyle Xolo'dur. 
Muhteşem karedeki haliyle, tıpkı antik Mısır'ın ölüm ve cenaze tanrısı Anubis'e benzemektedir. 
Anubis, yeraltı tanrısı Osiris'in oğullarından biri olarak, siyah bir köpek veya siyah bir çakal yüzüyle tasvir edilir.
Ruhların yargılanma alanına geçişteki rehberi olur. Anubis, Mısır Ölüler Kitabında adı geçen tanrılar arasındadır. 
Hem antik Mısır'da, hem de kızılderili kültüründeki bu ortak anlatım, Atlantis kökenlidir. Kızılderili halklar, yani Maya, Aztek, Toltek ve İnka'lar Atlantis'ten göç eden atalarından söz ederler. Atlantis'in, Mu kültüründen etkiler aldığını düşündüğümüzde, siyah köpek rehberliğini daha eskide arayabiliriz. ▫️
▫️

    ▫️
    ▫️ Orta ve Güney Amerika coğrafyasında hâlen yaşamakta olan kızılderili halklar için, ilk evcilleştirilebilmiş hayvan olan köpekler gerçekten çok değerlidir.
    Öyle ki, öteki dünya inanışı anlatımlarında köpeklere yer vermişlerdir. Şöyle ki; "Dağ kesimi yerlilerinin inanışına göre tüm ölülerin ruhları, Upamarca 'Dilsizlerin ülkesi' adında bir yere gider. Önce büyük bir nehri aşmaları gerekir. Bu nehrin üzerinde saç tellerinden yapılmış bir köprü vardır. Ruhlara siyah köpekler eşlik eder." Fotoğrafta gördüğünüz köpek, anlatımda bahsi geçen siyah köpek Xoloitzcuintle, diğer ismiyle Xolo'dur.
    Muhteşem karedeki haliyle, tıpkı antik Mısır'ın ölüm ve cenaze tanrısı Anubis'e benzemektedir.
    Anubis, yeraltı tanrısı Osiris'in oğullarından biri olarak, siyah bir köpek veya siyah bir çakal yüzüyle tasvir edilir.
    Ruhların yargılanma alanına geçişteki rehberi olur. Anubis, Mısır Ölüler Kitabında adı geçen tanrılar arasındadır.
    Hem antik Mısır'da, hem de kızılderili kültüründeki bu ortak anlatım, Atlantis kökenlidir. Kızılderili halklar, yani Maya, Aztek, Toltek ve İnka'lar Atlantis'ten göç eden atalarından söz ederler. Atlantis'in, Mu kültüründen etkiler aldığını düşündüğümüzde, siyah köpek rehberliğini daha eskide arayabiliriz. ▫️
    ▫️

    248 5 2 June, 2019
    ▫️
▫️ Mitolojilerde pek çok kuşun adı geçer. Büyük ve uzun kanatlı yırtıcı kuşlar, listenin en kıymetli sayılan ilk sıralarındadır. 
Handiyse, küçük kuşlar mitolojilerde pek yer almaz.
İlginç bir kuş vardır kadim Türk Mitolojisi'nde; Hûma Kuşu.. Hûma Kuşu, gözle görülemeyecek kadar yüksekte uçar. Varlığı bilinir ve kutsanır. Türk boylarındaki ortak inanışa göre, konduğu yere mutluluk, huzur, bolluk ve bereket getirir. Devlet Kuşu, Cennet Kuşu ve Talih Kuşu diğer isimleridir. İlâhi boyutun kutsallığı yüklenen Hûma Kuşu'nun adı, bu özelliğinden dolayı Divân-ı Hûmâyun'a da verilmiştir.

Ve eklemeliyim ki, 
Türk Mitolojisi'nde evlerin huzurunu, mutluluğunu kutsayan, hayvanların ve bebeklerin koruyucusu olan Umay Ana ile Hûma Kuşu, eş kabul edilmektedir. ▫️
▫️

    ▫️
    ▫️ Mitolojilerde pek çok kuşun adı geçer. Büyük ve uzun kanatlı yırtıcı kuşlar, listenin en kıymetli sayılan ilk sıralarındadır.
    Handiyse, küçük kuşlar mitolojilerde pek yer almaz.
    İlginç bir kuş vardır kadim Türk Mitolojisi'nde; Hûma Kuşu.. Hûma Kuşu, gözle görülemeyecek kadar yüksekte uçar. Varlığı bilinir ve kutsanır. Türk boylarındaki ortak inanışa göre, konduğu yere mutluluk, huzur, bolluk ve bereket getirir. Devlet Kuşu, Cennet Kuşu ve Talih Kuşu diğer isimleridir. İlâhi boyutun kutsallığı yüklenen Hûma Kuşu'nun adı, bu özelliğinden dolayı Divân-ı Hûmâyun'a da verilmiştir.

    Ve eklemeliyim ki,
    Türk Mitolojisi'nde evlerin huzurunu, mutluluğunu kutsayan, hayvanların ve bebeklerin koruyucusu olan Umay Ana ile Hûma Kuşu, eş kabul edilmektedir. ▫️
    ▫️

    124 6 5 June, 2019

Advertisements

    Sözlükte “bakmak, görmek; düşünmek” anlamındaki nazar kelimesi Türkçe’de “beğenilen bir şeye kıskançlıkla bakmak ve zarar verecek şekilde onu etkilemek” mânasında nazar etmek (göz değmek), Arapça’da ise nazra (isâbetü’l-ayn) şeklinde kullanılır. Nazar kavramı, daha çok kıskançlık duygusunun eşlik ettiği zarar verici etkiye sahip göz ve bakışla ilişkilendirilse de herhangi bir canlı yahut objeye yönelik hayranlık ve övgü sözleri de etkisi açısından nazar kapsamında görülmüştür. Eski Sumer, Bâbil, Mısır, Grek ve Roma kültürlerinin yanı sıra Sâmî, Pers, Hint ve çeşitli Avrupa kavimlerini kapsayan geniş bir coğrafya üzerinde hem geçmişte hem günümüzde yer alan bu inanışın başlangıcı tam olarak bilinmemekle beraber milâttan önce 4000 yılına kadar gittiği kabul edilir. Ortadoğu, Akdeniz ve Hint-Avrupa bölgelerindeki yaygınlığına rağmen nazar inancının Uzakdoğu, Güney Afrika, Avustralya ve Amerika’nın yerli toplumlarınca bilinmediği ve buralara girişinin geç tarihlerde Avrupa kanalıyla gerçekleştiği ileri sürülmüştür. Bu konuda en kapsamlı çalışmayı yapmış olan Alan Dundes, coğrafî açılımından hareketle nazarın Mezopotamya kökenli bir inanış olduğuna ve su-hayat, kuraklık-ölüm ilişkisi çerçevesine giren bir telakkiye dayandığına işaret eder. Buna göre nazarın en açık etkisi hayat kaynağı olan sıvıyı yok etmek, bedeni veya ruhu kurutmak şeklinde ortaya çıkmaktadır. Meselâ nazara uğrayan bir annenin veya dişi hayvanın sütünün kesilmesi, çocukların hastalanıp ölmesi, ekinlerin ve ağaçların kuruması bu inanca bağlanmıştır. Sıvının koruyucu etkisine yönelik inanç, nazara karşı uygulanan tükürme fiilinin yanı sıra su veya yağla yapılan vaftiz ve mesh işlemlerinde de görülmektedir (Dundes, s. 259, 266-267, 273-277). Su-hayat metaforuna paralel biçimde nazarın işleyişinde etkili olan diğer bir unsur da ondan daha evrensel karaktere sahip bulunan kıskançlık duygusu ve buna yönelik korkudur. Zihnin ve ruhun dünyaya açılan penceresi olarak görülen gözün salt kötü etkiye sahip bulunduğu şeklindeki kadîm inanıştan hareketle söz konusu eski toplumlarda kıskançlığın zarar verici etkisinin göz vasıtasıyla gerçekleştiği kabul edilmiştir. Buna göre güzel bir şeyi görünce oluşan haset

    Sözlükte “bakmak, görmek; düşünmek” anlamındaki nazar kelimesi Türkçe’de “beğenilen bir şeye kıskançlıkla bakmak ve zarar verecek şekilde onu etkilemek” mânasında nazar etmek (göz değmek), Arapça’da ise nazra (isâbetü’l-ayn) şeklinde kullanılır. Nazar kavramı, daha çok kıskançlık duygusunun eşlik ettiği zarar verici etkiye sahip göz ve bakışla ilişkilendirilse de herhangi bir canlı yahut objeye yönelik hayranlık ve övgü sözleri de etkisi açısından nazar kapsamında görülmüştür. Eski Sumer, Bâbil, Mısır, Grek ve Roma kültürlerinin yanı sıra Sâmî, Pers, Hint ve çeşitli Avrupa kavimlerini kapsayan geniş bir coğrafya üzerinde hem geçmişte hem günümüzde yer alan bu inanışın başlangıcı tam olarak bilinmemekle beraber milâttan önce 4000 yılına kadar gittiği kabul edilir. Ortadoğu, Akdeniz ve Hint-Avrupa bölgelerindeki yaygınlığına rağmen nazar inancının Uzakdoğu, Güney Afrika, Avustralya ve Amerika’nın yerli toplumlarınca bilinmediği ve buralara girişinin geç tarihlerde Avrupa kanalıyla gerçekleştiği ileri sürülmüştür. Bu konuda en kapsamlı çalışmayı yapmış olan Alan Dundes, coğrafî açılımından hareketle nazarın Mezopotamya kökenli bir inanış olduğuna ve su-hayat, kuraklık-ölüm ilişkisi çerçevesine giren bir telakkiye dayandığına işaret eder. Buna göre nazarın en açık etkisi hayat kaynağı olan sıvıyı yok etmek, bedeni veya ruhu kurutmak şeklinde ortaya çıkmaktadır. Meselâ nazara uğrayan bir annenin veya dişi hayvanın sütünün kesilmesi, çocukların hastalanıp ölmesi, ekinlerin ve ağaçların kuruması bu inanca bağlanmıştır. Sıvının koruyucu etkisine yönelik inanç, nazara karşı uygulanan tükürme fiilinin yanı sıra su veya yağla yapılan vaftiz ve mesh işlemlerinde de görülmektedir (Dundes, s. 259, 266-267, 273-277). Su-hayat metaforuna paralel biçimde nazarın işleyişinde etkili olan diğer bir unsur da ondan daha evrensel karaktere sahip bulunan kıskançlık duygusu ve buna yönelik korkudur. Zihnin ve ruhun dünyaya açılan penceresi olarak görülen gözün salt kötü etkiye sahip bulunduğu şeklindeki kadîm inanıştan hareketle söz konusu eski toplumlarda kıskançlığın zarar verici etkisinin göz vasıtasıyla gerçekleştiği kabul edilmiştir. Buna göre güzel bir şeyi görünce oluşan haset

    111 14 25 June, 2019

Advertisements

    İmgeleme Nasıl Gerçekleşir? Martin L. Rossman
İMGELEME tam olarak nedir? Esas olarak görebildiğiniz, işitebildiğiniz, dokunabildiğiniz,  koklayabildiğiniz ya da tadabildiğiniz bir düşünce akışıdır. İmge, deneyimlerinizin ya da fantezilerinizin içsel bir temsilidir. Zihninizin bilgileri kodlama,depolama ve ifade etme biçimidir. İmgeleme rüyaların ve hayallerin, anıların ve geçmiş yaşantının, planların,  projeksiyonların ve olasılıkların bir yansımasıdır. O; sanatların, duyguların ve en önemlisi de daha derinlerdeki  benliğinizin dilidir. İmajinasyon iç dünyanıza açılan bir penceredir. Düşüncelerinizi, hislerinizi ve yorumlarınızı gösterir. Ancak pencere  olmasının ötesinde de bir anlam taşır. Yaşamınızı yönlendirebilen ve sağlık durumunuza şekil verebilen bilinçdışı çarpıklıklardan  kurtulmanızı sağlar ve bu anlamda bir dönüşüm  aracıdır. İmajinasyonun bu boyutunun  kültürümüzde yeterince değerlendirildiğini söyleyemeyiz. İmajinasyonun daha çok düşsel, gerçek dışı ve kullanışsız
olduğu düşünülmektedir. Okullarda okuma, yazma ve aritmetik eğitimi verilirken yaratıcılığa, sıra dışılığa ve kişilerarası ustalıklara hemen  hiç tolerans gösterilmemektedir ya da bunlar açıkça engellenmektedir. Yetişkinler olarak bizler de genellikle yaratıcı düşüncelerimizle değil, görevlerimizi yerine getirmek suretiyle hayatımızı kazanırız. Toplumumuz  pratik, faydalı ve gerçek olana öncelik verir. Bu değerler de kuşkusuz son derece önemlidir. Ancak insan gerçeğini, tıpkı çöllere yaşam veren bir ırmak gibi besleyen de imgelemedir. 
İmajinasyon olmasaydı insanlık çoktan ölmüş olurdu. Yeni potansiyelleri değerlendirebilme yeteneği yani imgeleme sayesinde ateş keşfedilmiş; silahlar yaratılmış; ekinler yetiştirilmiş; binalar inşa edilmiş; otomobiller, uçaklar, uzay mekikleri, televizyon ve bilgisayarlar icat edilmiştir. Doğanın sayısız tehdidinin üstesinden gelmemizi mümkün kılan kolektif imgelememiz, bir paradoks olarak günümüzde  dünyamızı tehdit eden başlıca yaşamsal sorunların
da kaynağıdır. Çevre kirliliği, doğal kaynakların tükenmesi, nükleer son tehdidi gibi sorunlarla yüzyüzeyiz. Yine de imgeleme, isteklerimizle birleştiğinde aynı sorunlar için en büyük çözüm umududur.

İMGELEME

    İmgeleme Nasıl Gerçekleşir? Martin L. Rossman
    İMGELEME tam olarak nedir? Esas olarak görebildiğiniz, işitebildiğiniz, dokunabildiğiniz, koklayabildiğiniz ya da tadabildiğiniz bir düşünce akışıdır. İmge, deneyimlerinizin ya da fantezilerinizin içsel bir temsilidir. Zihninizin bilgileri kodlama,depolama ve ifade etme biçimidir. İmgeleme rüyaların ve hayallerin, anıların ve geçmiş yaşantının, planların, projeksiyonların ve olasılıkların bir yansımasıdır. O; sanatların, duyguların ve en önemlisi de daha derinlerdeki benliğinizin dilidir. İmajinasyon iç dünyanıza açılan bir penceredir. Düşüncelerinizi, hislerinizi ve yorumlarınızı gösterir. Ancak pencere olmasının ötesinde de bir anlam taşır. Yaşamınızı yönlendirebilen ve sağlık durumunuza şekil verebilen bilinçdışı çarpıklıklardan kurtulmanızı sağlar ve bu anlamda bir dönüşüm aracıdır. İmajinasyonun bu boyutunun kültürümüzde yeterince değerlendirildiğini söyleyemeyiz. İmajinasyonun daha çok düşsel, gerçek dışı ve kullanışsız
    olduğu düşünülmektedir. Okullarda okuma, yazma ve aritmetik eğitimi verilirken yaratıcılığa, sıra dışılığa ve kişilerarası ustalıklara hemen hiç tolerans gösterilmemektedir ya da bunlar açıkça engellenmektedir. Yetişkinler olarak bizler de genellikle yaratıcı düşüncelerimizle değil, görevlerimizi yerine getirmek suretiyle hayatımızı kazanırız. Toplumumuz pratik, faydalı ve gerçek olana öncelik verir. Bu değerler de kuşkusuz son derece önemlidir. Ancak insan gerçeğini, tıpkı çöllere yaşam veren bir ırmak gibi besleyen de imgelemedir.
    İmajinasyon olmasaydı insanlık çoktan ölmüş olurdu. Yeni potansiyelleri değerlendirebilme yeteneği yani imgeleme sayesinde ateş keşfedilmiş; silahlar yaratılmış; ekinler yetiştirilmiş; binalar inşa edilmiş; otomobiller, uçaklar, uzay mekikleri, televizyon ve bilgisayarlar icat edilmiştir. Doğanın sayısız tehdidinin üstesinden gelmemizi mümkün kılan kolektif imgelememiz, bir paradoks olarak günümüzde dünyamızı tehdit eden başlıca yaşamsal sorunların
    da kaynağıdır. Çevre kirliliği, doğal kaynakların tükenmesi, nükleer son tehdidi gibi sorunlarla yüzyüzeyiz. Yine de imgeleme, isteklerimizle birleştiğinde aynı sorunlar için en büyük çözüm umududur.

    İMGELEME

    276 6 16 June, 2019
    Bir insan için, en güzel olan en doğru olandır.

Gerçeğe giden yol, neyin doğru olmadığını öğrenmek ve kendimizdeki bilinçsizlikle ve engellerle yüzleşmek anlamına gelirse, gerçeğin sevgisi mücadeleyi memnuniyetle kabul eder.

Yalanlar ne zaman açığa çıkar ve yüzleşirsek, doğru olana o kadar yakınız.

Maneviyat ve kişisel gelişim söz konusu olduğunda, akılda tutulması gereken temel ilkeleri biliyoruz:

Aşk

Barış

iyilik

Merhamet

anlayış

af

cömertlik

Şükran ...vb. 
Doğruyu / Yanlışı nasıl ayırt edebilirim!
Nereden başlayabilirim? 
Bunun birçok kişi için uygunsuz bir gerçek olabileceğini biliyorum. 
Ancak, manevi yol doğruyu yanlışı ayırt etmediğiniz zaman çok tehlikeli olabilir. 
İşte bu yolculukta mevcut tuzaklar ve tehlikelerden bazıları:

Manevi ego (kendi kimliğinizi güçlendirmek için maneviyatı kullanmak) 'Fast-food' maneviyatına alışma (ucuz, ve sağlıksız uygulamalar) 
Yozlaşmış manevi öğretmenler (sizi para , cinsiyet, şöhret veya güç için kullananlar ) 
Manevi narsisizm (benliği korumak için maneviyatı savunma mekanizması olarak kullanmak) 
Sahte maneviyat ("manevi biri" gibi görünmek, konuşmak, giyinmek ve hareket etmek gibi davranışlar) 
Şaşkın motivasyonlar (aidiyet, arzu veya ruhsal gelişim arayışından kaçınma arzusu) 
Manevi deneyime ego bağlanması (bazen bir ' ego ölümü ' deneyimi , egoyu "özel" bir duygu gibi gösterebilir ) 
Grup düşüncesi (bireysellik, sorgulama veya kabul edilen normların dışındaki herhangi bir kişisel farklılığı reddeden bir manevi topluluk içinde olmak)

Manevi bağımlılık (kendi bastırılmış arzularınızı yansıtan bir manevi rehber / öğretmen bulmak ve bunun tersi, örneğin “korunma” veya “kurtarılma” arzusu ve öğretmenin özel, ihtiyaç duyulan ve sevilen hissetme arzusu) "Seçilmiş İnsanlar Kompleksi" (grubunuzun / yolunuzun / öğretmeninizin dünyanın en iyisi olduğuna inanan) 
Kişilik kültüne düşmek (kendinizi güçlü, karizmatik ya da belki de aydınlanmış bir öğretmenle ilişkilendirerek kendinize değer vermek) 
Mesih Kompleksi (erken aydınlanmayı ve daha fazla büyümeyi ciddi şekilde sınırlayan ve başkalarına zarar veren her şeyi bildiğini iddia ederek). Spiritüel baypas etme ( kendini iyi hisset

    Bir insan için, en güzel olan en doğru olandır.

    Gerçeğe giden yol, neyin doğru olmadığını öğrenmek ve kendimizdeki bilinçsizlikle ve engellerle yüzleşmek anlamına gelirse, gerçeğin sevgisi mücadeleyi memnuniyetle kabul eder.

    Yalanlar ne zaman açığa çıkar ve yüzleşirsek, doğru olana o kadar yakınız.

    Maneviyat ve kişisel gelişim söz konusu olduğunda, akılda tutulması gereken temel ilkeleri biliyoruz:

    Aşk

    Barış

    iyilik

    Merhamet

    anlayış

    af

    cömertlik

    Şükran ...vb.
    Doğruyu / Yanlışı nasıl ayırt edebilirim!
    Nereden başlayabilirim?
    Bunun birçok kişi için uygunsuz bir gerçek olabileceğini biliyorum.
    Ancak, manevi yol doğruyu yanlışı ayırt etmediğiniz zaman çok tehlikeli olabilir.
    İşte bu yolculukta mevcut tuzaklar ve tehlikelerden bazıları:

    Manevi ego (kendi kimliğinizi güçlendirmek için maneviyatı kullanmak) 'Fast-food' maneviyatına alışma (ucuz, ve sağlıksız uygulamalar)
    Yozlaşmış manevi öğretmenler (sizi para , cinsiyet, şöhret veya güç için kullananlar )
    Manevi narsisizm (benliği korumak için maneviyatı savunma mekanizması olarak kullanmak)
    Sahte maneviyat ("manevi biri" gibi görünmek, konuşmak, giyinmek ve hareket etmek gibi davranışlar)
    Şaşkın motivasyonlar (aidiyet, arzu veya ruhsal gelişim arayışından kaçınma arzusu)
    Manevi deneyime ego bağlanması (bazen bir ' ego ölümü ' deneyimi , egoyu "özel" bir duygu gibi gösterebilir )
    Grup düşüncesi (bireysellik, sorgulama veya kabul edilen normların dışındaki herhangi bir kişisel farklılığı reddeden bir manevi topluluk içinde olmak)

    Manevi bağımlılık (kendi bastırılmış arzularınızı yansıtan bir manevi rehber / öğretmen bulmak ve bunun tersi, örneğin “korunma” veya “kurtarılma” arzusu ve öğretmenin özel, ihtiyaç duyulan ve sevilen hissetme arzusu) "Seçilmiş İnsanlar Kompleksi" (grubunuzun / yolunuzun / öğretmeninizin dünyanın en iyisi olduğuna inanan)
    Kişilik kültüne düşmek (kendinizi güçlü, karizmatik ya da belki de aydınlanmış bir öğretmenle ilişkilendirerek kendinize değer vermek)
    Mesih Kompleksi (erken aydınlanmayı ve daha fazla büyümeyi ciddi şekilde sınırlayan ve başkalarına zarar veren her şeyi bildiğini iddia ederek). Spiritüel baypas etme ( kendini iyi hisset

    313 9 15 June, 2019
    :::Pazar İmgesi:::
:::Çiçek Sembolizmi::: “Zambakların nasıl büyüdüğüne bakın! Ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler. Ama size şunu söyleyeyim, tüm görkemine rağmen Süleyman bile bunlardan biri gibi giyinmiş değildi!” (Matta, 6:28-29)

Öylesine güzeldir çiçekler. Bundan dolayı çiçekler hepimizi etkilemiştir muhakkak. İnsanlık tarihi boyunca renkleri, dokuları, biçimleri ve kokularıyla insanlığın her daim dikkatini çekmiştir. Çiçek temel olarak neredeyse tüm duyuları uyarır…

Rengarenk olması, desenleri ile görmeyi; mis gibi kokusuyla, koklamayı; naif, sert veya yumuşak, dikenli ya da dikensiz olmasıyla, envai çeşit dokusuyla dokunmayı; ve bitki çayları olarak verdikleri aromatik tatlarla tatmayı… Ve çaylarından, aromalarından gelen şifayı, içlerindeki o derin ruhu hep insanlık takdir etmiş ve büyük bir saygıyla onurlandırmıştır.

Bütün bunlardan dolayı genel olarak “çiçek imgesi” yaratılışın muhteşemliğinin, yaratılışın çoşkusunu ve yaratımın derin güzelliğini sembolize etmiştir. Tanrısallığın yaratıma dair derin sevgisinin capcanlı bir kanıtı olmuştur. 
Her çiçek temel olarak yaratılışın sevgisinin bir işareti olarak görülmüştür, lakin her birini ayrı ayrı derin sembolizmi vardır.

O yüzden bu yazıda sadece genel olarak “çiçek” ne anlama geliyor ona odaklanacağım.

Çiçeklerin açtığı döneme göre sembolizmi, dönemsel olarak bize hissettirdiğiyle alakalıdır. Örneğin “Bahar çiçekleri” doğanın uyanışı, yeni başlangıçları, umudu ve yaşam çoşkusunu temsil ederken, “Kış çiçekleri”, inzivayı, inzivadan elde edilecek derin bilgiyi, gizemlere ulaşmayı ve bilinmeyenin ifşasını, ölümün içindeki yeniden doğuşu veya ölümün güzelliğini temsil etmektedir. “Yaz Çiçekleri” sıcaklığı, şifayı, Güneş’in güçlerini, gücü, direnci, hayatta kalma içgüdüsünü anlatırken, “Sonbahar Çiçekleri” ise  ilhamı, romantizmi, dinginliği ve içe dönüşleri temsil eder.

Devamı yorumda...
.
.
Efe Elmas
Kadim Lisan

#pazar #sembolizm #çiçek #carlgustavjung #arketip #mandala

    :::Pazar İmgesi:::
    :::Çiçek Sembolizmi::: “Zambakların nasıl büyüdüğüne bakın! Ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler. Ama size şunu söyleyeyim, tüm görkemine rağmen Süleyman bile bunlardan biri gibi giyinmiş değildi!” (Matta, 6:28-29)

    Öylesine güzeldir çiçekler. Bundan dolayı çiçekler hepimizi etkilemiştir muhakkak. İnsanlık tarihi boyunca renkleri, dokuları, biçimleri ve kokularıyla insanlığın her daim dikkatini çekmiştir. Çiçek temel olarak neredeyse tüm duyuları uyarır…

    Rengarenk olması, desenleri ile görmeyi; mis gibi kokusuyla, koklamayı; naif, sert veya yumuşak, dikenli ya da dikensiz olmasıyla, envai çeşit dokusuyla dokunmayı; ve bitki çayları olarak verdikleri aromatik tatlarla tatmayı… Ve çaylarından, aromalarından gelen şifayı, içlerindeki o derin ruhu hep insanlık takdir etmiş ve büyük bir saygıyla onurlandırmıştır.

    Bütün bunlardan dolayı genel olarak “çiçek imgesi” yaratılışın muhteşemliğinin, yaratılışın çoşkusunu ve yaratımın derin güzelliğini sembolize etmiştir. Tanrısallığın yaratıma dair derin sevgisinin capcanlı bir kanıtı olmuştur.
    Her çiçek temel olarak yaratılışın sevgisinin bir işareti olarak görülmüştür, lakin her birini ayrı ayrı derin sembolizmi vardır.

    O yüzden bu yazıda sadece genel olarak “çiçek” ne anlama geliyor ona odaklanacağım.

    Çiçeklerin açtığı döneme göre sembolizmi, dönemsel olarak bize hissettirdiğiyle alakalıdır. Örneğin “Bahar çiçekleri” doğanın uyanışı, yeni başlangıçları, umudu ve yaşam çoşkusunu temsil ederken, “Kış çiçekleri”, inzivayı, inzivadan elde edilecek derin bilgiyi, gizemlere ulaşmayı ve bilinmeyenin ifşasını, ölümün içindeki yeniden doğuşu veya ölümün güzelliğini temsil etmektedir. “Yaz Çiçekleri” sıcaklığı, şifayı, Güneş’in güçlerini, gücü, direnci, hayatta kalma içgüdüsünü anlatırken, “Sonbahar Çiçekleri” ise ilhamı, romantizmi, dinginliği ve içe dönüşleri temsil eder.

    Devamı yorumda...
    .
    .
    Efe Elmas
    Kadim Lisan

    #pazar #sembolizm #çiçek #carlgustavjung #arketip #mandala

    156 7 2 June, 2019